• ...
    halife sıfatı ile daha 15 gün yıldız sarayında oturan vahidettin, son cuma selamlığına 10 kasım 1922 de çıktı. 16 kasım günü işgal orduları başkumandanı harrington'a yazdığı mektubu ''halife-i müslimin'' sanıyla imzaladı ve istanbul'da hayatını tehlikede gördüğünü, ingiltere devletine sığınarak bir an önce başka yere gitmek istediğini bildirdi. o gün öğle yemeğini kızı ulviye sultan'la yiyen vahidettin, general harrington'dan aldığı olumlu yanıttan ve firar edeceğinden kimseye söz etmemesini uyardı. geceyi sarayın bahçesine bakan yatak odasında heyecanla ve bavullarını hazırlayarak geçirdi. 17 kasım sabahı 06. 00'da, başmabeyinci ömer yaver paşa, otomobillerin hazır olduğunu haber verince vahidettin yakası kürklü paltosunu giyip çıktı. son padişah ve yanındakiler, dört otomobille dolmabahçe'ye indiler. burada bekleyen muşa binilerek malaya gemisine geçildi. vahidettin'in yanında tek oğlu mehmed ertuğrul efendi, başmabeyinci ömer yaver, sertabib reşad paşalarla kaymakam zeki bey, esvabçıbaşı küçük ibrahim bey, ikinci musahib mazhar aga da vardı. malaya zırhlısına çıkıldığında gemi komodorunca kral v. george adına selamlanan vahidettin, bir an önce türk kara sularından çıkılması ricasında bulundu. zırhlı saat 8. 30 da demir aldı. vahidettin'in kaçtığı, o günkü selamlık alayı için hazırlıklar başlayınca saat 10 sularında anlaşıldı. mabeyn başkatibi rıfat bey, üçüncü katip reşad bey'i gereken yerlere göndererek firar olayını bildirmesi üzerine, istanbul vali vekili esad bey (paşa) başkanlığında bir heyet yıldız sarayına gelerek soruşturma başlattı ve vahidettin'e ait odalar mühürlendi. diğer yandan, selamlık töreni için dolmabahçe önünde hazırlıklar yapılmış, epeyce halk toplanmıştı. cuma vakti geldiği halde mevkib-i hümayun hala görünmüyordu. bir anda vahidettin'in kaçtığı haberi ve yakışıksız bağrışmalar duyuldu. o günün akşamında hale sinemasında vahidettin'in kaçtığı projeksiyonla yansıtıldığında da seyirciler ''defolsun! kime lazımsa güle güle kullansınlar! '' gibi tepkiler yükseldi. tbmm'de ''düşmanla işbirliği etmiş bir sultanın bu hareketinden sonra da ecnebi himayesine iltica ederek makam-ı hilafet-i terk ve firar ile hilafetten bilfiil feragat etmekle şer'an hal edilmiş'' olacağına ilişkin konya mebusu vehbi efendinin fetvası alındıktan sonra vahidettin halifelikten de düşürüldü.
    vahidettin ve yanındakiler ingilizce, malaya zırhlısındakiler de türkçe bilmedikleri için yolculuk sıkıntılı geçti. vahidettin yanına 3 bin altın almıştı. londra bankasında da 20 bin ingiliz lirası vardı. malta'da kimsenin bulunmadığı rıhtıma çıkınca otomobillerle tenha yollardan bir konağa götürüldüler. burada 37 gün kaldı. melik hüsein'in çağrısı üzerine gittiği mekke de ''alem-i islam'a hitaben'' bir beyenname yayınladı. bu bildiri 16 nisan 1923 tarihli el-hamra'da çıktı. bu uzun metinde kemalistlerin istanbul'u ruslara teslimi öngördükleri ve bunu için bolşevikler'e yaklaştıkları, fakat istanbul'un hilafet'in siyasi merkezi olmasını önleyemeyecekleri ileri sürülmekteydi. bu bildirinin bir etkisi olmadığı gibi vahidettin hicaz'da umduğu desteği de bulamadı. san remo'ya giderek oraya yerleşti.
    ...
    15 mayıs 1926'da ölen vahidettin'in cenazesi de sorun oldu. türkiye, kabul etmeyeceğini italyan hükümetine bildirdi. borçlu öldüğünden haciz konulan tabutu, kaçırılarak suriye'ye götürüldü ve şam'da sultan selim camii haziresine gömüldü. ...
    (kaynak: bu mülkün sultanları - necdet sakaoğlu)

    ulu önder atamızın da nutukta belirttiği gibi:

    ''kamuoyunu gerçek bir durumla karşı karşıya bırakmayı tercih ederim. o zaman, saltanat-ı atadan oğula geçirmek gibi yanlış bir usulün sonucu olarak büyük bir makam, tantanalı bir ünvan kazanabilmiş bir sefilin, gururu çok yüksek asil bir milleti nasıl utanılacak bir duruma düşürebileceği kendiliğinden anlaşılır.
    Gerçekten de, her ne sebeple ve ne şekilde olursa olsun, Vahdettin gibi hürriyetini ve hayatını milleti içinde tehlikede görebilecek kadar âdi bir yaratığın, bir dakika bile olsa, bir milletin başında olduğunu düşünmek ne hazindir! Şükre değer bir durumdur ki, bu alçak, mirasına konduğu Saltanat makamından millet tarafından atıldıktan sonra, alçaklığını sonuna kadar getirmiş oluyor. Türk milletinin bu işte önce davranması elbette takdire değer.
    Âciz, âdi, duygu ve anlayıştan yoksun bir yaratık, kendisini kabul eden herhangi bir yabancının koruyuculuğuna sığınabilir; ancak, böyle bir yaratığın bütün Müslümanların Halifesi sıfatını taşıdığını ifade etmek elbette doğru değildir. Böyle bir düşünce tarzının doğru olabilmesi, öncelikle, bütün Müslüman milletlerin esir olmaları şartına bağlıdır.
    Halbuki, dünyada gerçek böyle midir? Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle sembol olmuş bir milletiz! Değersiz hayatlarını iki buçuk gün daha fazla ve sefilce sürükleyebilmek için, her türlü düşkünlüğe katlanmakta bir sakınca görmeyen halifeler oyununu da sahneden kaldırabildiğimizi gösterdik.
    Böylece, devletlerin, milletlerin biribirleriyle olan ilişkilerinde, şahısların, özellikle bağlı bulundukları devlet ve milletin zararına da olsa şahsi durumlarından ve kendi hayatlarından başka birşey düşünemeyecek pespayelerin herhangi bir önemi olamayacağı şeklindeki bilinen gerçeği bir defa daha ortaya koymuş olduk.
    Milletler arasındaki ilişkilerde mankenlerden yararlanma yöntemine rağbet etme devrine son vermek medenî dünyanın samimi bir dileği olmalıdır.''
  • Eline sağlık @bosveryaaa harika bir yazı olmuş
  • Vahdettin’s letter to the president of usa.
    Yani diyor ki: vahdettin’in Amerikan başkanı’na mektubu.
    Vahdettin San-Remo’da bulunduğu günlerde ABD Başkanı’na bir mektup yazmıştır. Bu mektup, Halis Reşat Bey tarafından Paris’te bulunan Amerikan elçiliğine teslim edilmiştir. Elçilik de bu mektubun orijinalini ve İngilizce tercümesini 15 Nisan 1924 tarihli yazısıyla Washington’a göndermiştir. İnanmayanlar için söylüyorum bu mektup Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Arşivi’nde 86700/1788 numarasında kayıtlıdır.
    İşte o ibretlik, tarihi mektup:
    ‘Amerika cemahir-i müttefikiye reisi mösyö coolidge cenaplarına.
    Siyasi olayların ve gelişmelerin tüm iç yüzünü, hangi nedenlerden dolayı saltanat merkezimi geçici bir süre için terk etmek zorunda kaldığımı biliyorsunuz. Bu konuda ayrıntılı bilgi sunmayı gereksiz görüyorum.
    Bu süresiz uzaklaşmamın, babadan kalma sahip olduğum saltanat ve hilafet makamından vazgeçtiğim anlamına gelmeyeceği açıktır. Ankara Meclisi gibi bir isyancı fitnenin bu konuda alacağı tüm kararların geçersiz olacağını bildiririm. Şöyle ki; İslam hilafetinin Osmanlı saltanatından soyutlanması ve ayrılması ve hilafetin tümüyle kaldırılması dini, kavmiyeti, vatanı belirsiz ve karışık askerlerden ve öteki sınıflardan oluşan küçük bir şer zümresinin kısmen zorla ve kısmen bilgisizlik ve gafletle yönlendirdiği beş-altı milyonluk Türk kavminin yetki alanı içinde değildir. Bu ancak İslam dünyasınca atanan uzman kişilerden oluşan bir meclisin toplanması ve tüm din bilginlerinin ortak kararı ile çözümlenecek büyük bir evrensel sorundur. İslam bilginlerinin bildiği üzere şeriata aykırı kararlar herhangi makamdan olursa olsun sonuçsuz kalmaya mahkumdur.
    Bundan başka bu durumun, içinde bulunulan koşullarda İslam dünyasında sonuçları pek vahim olabilecek büyük bir heyecana yol açacaktır. Ayrıca gelişmiş ülkelerin iç güvenliklerine de büyük bir etki yapacaktır.
    Hanedanımın ileri gelenleri aleyhinde Ankara Meclisi tarafından kabul edilen sürgün ve kovma, emlakine ve bireysel mallarına el koyma gibi haksız kararları hanedanımın bireylerini, insan ve kişilik haklarından soyutlar mahiyettedir.
    Bu konuda yüce kişiliğiniz ve cumhuriyet hükümetiniz tarafından olanaklar ölçüsünde yapılabilecek yardımları pek değerli sayacağımı açıklamaya gerek yoktur. Bu vesile ile sağlıklı olmanızı yüce haktan niyaz ederim.
    13 Mart 1924. Mehmed Vahidettin’
    Vahdettin’in Amerikan Başkanı’na gönderdiği mektubun orijinali


    (kaynak: http://www.google.com.tr/url?sa=t&rct=j&q=&esrc=s&source=web&cd=3&cad=rja&uact=8&ved=0ahUKEwj07teE3_7LAhXqK5oKHY3QD6UQFggmMAI&url=http%3A%2F%2Fdergiler.ankara.edu.tr%2Fdergiler%2F18%2F33%2F254.pdf&usg=AFQjCNER8wUXUlyEGrKDWwj8GJYfHGVvuA)
  • şu yazılanlara ve size öğretilen tarihe bakınca gerçekten acınılacak halde olduğunuzu görüyorum. malesef bu yalan yazan tarihçiler sizi kandırabilmiş. @bosveryaaa dostum bu yazılanları hepsi yalan, kandırılıyosunuz. akıllı olun biraz. bu ülkede bir deverim yapıldı devrim öncesi herşey ve herkes otomatikman yanlıştır. yöneticiler otomatikman vatan hainidir. bu devrimi meşru göstermek yapılan şeylerdir. olağan birşeydir. sadece halife olan vahdettin'in ülkesinin iyiliği için yurt dışına çıkmadan önce söyledikleri ve vahdettin öldükten sonra atatürk'ün vahdettin hakkında söylediklerini bir araştır....... yazık vallahi yazık fena oyuna gelmişsiniz. :)))
  • @adolf2 yanlış olduğunu düşünüyorsan kendi doğrularını kendin anlatmalısın,bence doğrusunu sen yaz
  • Vahdettin'in Atatürk'e ettirdiği yemin

    Mustafa Kemal'in SUltan Vahdettin'in huzurundaki yemini... Avni Paşa'nın hatıratında çok ilginç bilgilere rastlıyoruz. Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a gitmeden önce Sultan Vahdettin'in huzurunda ettiği yemin bunlardan biri...

    Rusya'dayken sevgili Timofey iç burkan bir olay anlatmıştı. Çarlık döneminde insanlar okullarda günlük tutmaya özendirilir, hemen her ailede birileri mutlaka günlük tutarmış.

    Ancak Stalin iktidarında bu günlükler milletin başına bela olmuş, zira evleri basan polis, önce günlüklerden ailenin siyasi tutumunu itiraz edemeyeceği kanıtlarla deşifre ediyormuş. Sonra gelsin mahkemeler, sürgünler, idamlar... Paniğe kapılan halk, günlükleri sobalarında yakarak kurtulmaya çalışırken, Petersburg'un üstünü koyu bir duman tabakası kaplamış.

    Ben bunu Türkiye'de 1950'den önce çok az ciddi hatıratın yayınlanışına benzetiyorum. Yayınlananların çoğu da 1945 sonrasına rastlar. Demek ki, Tek Parti döneminin aynı zamanda hatıratlar üzerinde kurduğu bir diktatörlükten de söz edebiliriz. Kâzım Karabekir'inki gibi yakılan hatıratlar Rusya ile Türkiye arasındaki bağlantıyı kuvvetlendirmeye yarıyor sadece.

    Yakın tarihin yeniden yazılacağı günler yaklaşırken (inşaallah), 90 yıldır korku duvarının arkasına saklanan hatıratlar birer ikişer arz-ı endam ediyor. Hafızamızın yırtıkları onarılıyor. Velhasıl, kendimizle yeniden konuşmaya başlıyoruz; kendimizle, yani tarihimizle...

    Timaş Yayınları'ndan yeni çıkan "Vahdeddin'in Sırdaşı Avni Paşa Anlatıyor" adlı kitap bize I. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele'nin bilinmeyenlerini yetkin bir tanığın ağzından aktararak tarih mahkemesine yeni kanıtlar sunmakla kalmıyor, karanlığın alanını biraz daha daraltıyor. Kitabın değerini artıran özelliklerden biri, hem Paşa'nın hem de Vahdettin'in anlattıklarını ve sonunda da Padişah'ın yazdırmaya ve yazmaya başladığı tamamlanmamış bir hatıratını içermesi.





    Mustafa Kemal'in Vahdettin'in huzurundaki yemini

    Avni Paşa'nın hatıratında çok ilginç bilgilere rastlıyoruz. Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a gitmeden önce Vahdettin'in huzurunda ettiği yemin bunlardan biri.

    Bir Mayıs günü Padişah askeri üniformasını giymiş olup ayakta durmaktadır. Sadrazam Damat Ferid ile Yaver Avni Paşa iki yanında, birer adım gerisindedirler. M. Kemal Paşa bu üçlünün karşısında askerî duruşuna dinî bir eda katarak ilerlemiş ve sağ elini Kur'an-ı Kerim'in üzerine basarak şu yemini etmişti:

    "Bakanlar Kurulu'nca düzenlenip Padişah'ın iradesine sunulan 21 maddelik özel talimatta bana verilen yetkiler doğrultusunda Padişahımızın Anadolu illerindeki bütün mülki ve askeri memurlar üzerinde icrasına görevlendirildiğim denetleme ve soruşturmaları, Halife hazretlerinin yüksek rızası çerçevesinde iftihar kaynağım ve kölece övüncüm olan tam bir sadakatla elimden geldiği kadar yapacağıma vallahi billahi."

    Kısaltıp sadeleştirdiğimiz yemin metni kitapta rastladığımız orijinal bilgilerden sadece biri. Dahası var elbette. İnkılap tarihlerinden beyni kireçlenmiş nesillere sarsıcı, şaşırtıcı gelecek bilgiler bunlar.





    Mustafa Kemal, Vahdettin'i nasıl övmüş?

    Genellikle Mustafa Kemal Paşa'nın komuta ettiği 7. Ordu'nun Filistin'de yenilmediği, başarıyla geri çekildiği anlatılır. Avni Paşa ise bu olayı farklı anlatıyor:

    "Filistin bozgununu gayet veciz ve yalın sözlerle ifade eden ve değerlendiren M.Kemal Paşa'nın işbu telgrafına ilave edecek bir şey yoktur. Yalnız Şam'ın savunmasıyla görevlendirilen İsmet İnönü'nün bu defa da sorumluluklarını, görevini ve Şam'ı yüz üstü bırakıp kendi kararıyla Halep'e firar ve oradan İstanbul'a kaçtığını ve kendisinin (M.Kemal'in) Halep'te sahra muharebesi yapacak halde değilken, Halep'in meşhur 'sahra âlemi'nin birçoklarından geri kalmadığını ilave etseydi, bir askerî ve insanî fazilet göstermiş olurdu. (...) Ordu ve kolordularını düşmana teslim edip yalnız aziz canlarını kurtaran kahraman komutanlar elleri boş olarak Halep'e gelebilmişlerdi."

    Avni Paşa daha sonra Mustafa Kemal Paşa'nın Filistin'e Padişah Yaveri üniformasıyla gelişine dair bir hatırasına yer veriyor. 7. Ordu Komutanı olarak Filistin'e gönderilen M.Kemal'in şerefine Şam civarında, Başmenzil karargâhında bir yemek verilmiştir. Mustafa Kemal, yemekteki konuşmasında Vahdettin'i övmüş ve yüksek hoşgörüsünden onur duyduğunu anlatmıştır. M.Kemal'e göre Vahdettin "feraset ve zekâ" sahibidir, olayları çok yerinde değerlendirmektedir ve tek taraflı barış yaparak ülkeyi savaştan çıkarmaya çalışmaktadır. Zaten kendisi de Padişah'ın bu hedefini gerçekleştirmek üzere buradadır.

    İzmir'in işgalinden sonra protesto amacıyla istifa etmeye hazırlanan kabine üyelerini ziyarete giden M.Kemal Paşa'nın, "O halde benim Samsun'a gönderilmem ne olacak?" diye telaşlandığını ve onlara "Aman efendim, bence istifanız hiç uygun değildir. Aksine, ısrar ederek göreve devam etmek gerekir." dediği de Avni Paşa'nın iddiaları arasında.

    Küçümsenip alay edilen Misak-ı Halife...

    Avni Paşa'nın hatıratından öğrendiğimiz bir başka gerçek ise Misak-ı Milli yanında bir de Misak-ı Halife'nin varlığıdır. Misak-ı Milli İtilaf devletlerine karşı yayınladığımız hakkımız olan meşru topraklara dair asgari şarttır. Misak-ı Halife ise Osmanlı'nın bıraktığı geniş topraklar üzerindeki Hilafet'ten gelen manevî haklarıdır. Nitekim Damat Ferid Paşa'nın Paris Konferansı'nda dile getirmek istediği ama İtilaf devletlerince küçümsenip alay edilen talepler gerçekte Misak-ı Hilafet'le ilgiliydi.

    İngilizler Misak-ı Halife'den hiç mi hiç hoşlanmamışlardı. Çünkü Hilafet'in gücünün tehlikeli bir şekilde kullanılması ihtimalini tehlikeli buluyorlardı. İngilizlerin Halife'yi Anadolu ile uzlaşmaya zorlarken Hilafet'in kaldırılmasını isteyişleri arasındaki çelişkiye dikkat çeken Avni Paşa'nın aşağıdaki ifadesi bence kitabın en çok tartışılacak paragrafı:

    "... Hilâfet'in Türkiye'de kalması lüzum ve gereğine daha ziyade inandım. Yaptığım değerlendirmeden müteessir olanlar; "Paşa, Ankara'da ve Kuvâ-yı Milliye'de hiçbir fert yoktur ki, sizin şimdi söylediklerinizi düşünmüş olsun. Kuvâ-yı Milliye İstanbul'a gelecek İzmir, Edirne'yi almakla ve yalnız Misak-ı Milli'nin tahakkukunu görmekle yetinecektir. Millet de bunun için Mustafa Kemal'in heykelini dikecektir." dediler. Ben de cevaben; "Sizler Mustafa Kemal'in bir heykelinin dikileceğini söylüyorsunuz. Ben ise iki heykelinin yapılacağını zannediyorum. Şu fark ile ki; birini tunçtan; Milliciler Ankara'da yaparlar, diğerini de İngilizler altından Londra'da yapacak ve sırf bunun için Kuvâ-yı Milliye'nin harekâtına katlanacaktır zannediyorum." dedim."





    Vahdettin Sevr'i imzalamıyor

    Avni Paşa, Vahdettin'in belli bir İngiliz yanlısı siyasetinin bulunmadığını, vakit kazanmak için uğraştığını yazıyor. Sevr'i imzalamadığı gibi imzalamaya da asla niyetli olmadığını Padişah'ın şu sözleriyle dile getiriyor: "Bu antlaşmayı imza etmeyeceğim. Son söz benim ise yapacağımı bilirim. Bugünkü muameleler günü kurtarmak, vakit kazanmak içindir."

    Ayrıca Vahdettin'in Sevr'i nasıl gördüğünü şu iki cümlesinden net olarak anlıyoruz: "Sevr Antlaşması musibetlerle dolu bir belgedir ("mecelle-i mesâib"). Fakat su üzerine yazılmış bir yazıdır ("nakş ber âb")."

    Yani biraz sabredelim, bu yazı silinecektir. Nitekim Sevr'i bir süre sonra İngilizler bile ciddiye almadılar. Hem de kendileri zorla imzalattıkları halde.

    Özellikle Vahdettin'in Avni Paşa'ya özeleştiri mahiyetinde yazdırdığı şu paragrafı çok anlamlı buldum:

    "Üç hatamı itiraf ederim: 1) Saltanat makamını kabul etmemeliydim. 2) İhanetleri ortaya çıkan (Damat Ferid'inkiler başta olmak üzere) Mütareke hükümetlerine güvenmemeli ve geleceğimi onlara bağlamamalıydım. 3) Milletin (Mustafa) Kemal'e biat edemeyeceğine hükmetmemeliydim."

    Haksız yere 150'likler listesine alındığını savunan Avni Paşa bize yazdıklarının ne hatırat, ne de tarih olup; sadece yaşayıp tanık olduğu olayları bir araya getiren gevşek bir metin, bir "mecmua" olduğu uyarısında bulunuyor ve asıl hedefinin sonraki nesillere hizmet olduğunun altını çiziyor.

    Ne yazık ki, mevcut kanunlar dolayısıyla (...) işaretiyle yayınlanamayan kısımlar bu hizmeti yeterince yerine getirmesine mani olmuş görünüyor. Artık bu utancı daha fazla yaşamak istemiyoruz. Hatıratlar özgürce konuşabilsin. Ağızlarına takılan susturucular çıkartılsın. Jean Genet'nin dediği gibi tarihin bizi nasıl çarpık çurpuk insanlar haline getirmeye çalıştığı bu meşum üç noktalardan yeterince belli değil mi?

    Avni Paşa kimdir?

    1878 Batum doğumlu olan Ahmed Avni Paşa, Harb Okulu'ndan mezun oldu, 1897 Yunan Savaşı'na, ardından Balkan ve I. Dünya Savaşları'na katıldı. Vahdettin'in Başyaverliğine atandı, bir ara Bahriye Nazırlığı yaptı. Cumhuriyet'ten sonra 150'likler listesine alındı. Vefatına kadar Vahdettin'in yanında bulundu. Mezarı Lübnan'ın Cünye kasabasındadır (1934). Ailesi tarafından muhafaza edilen hatıratını, Osman Öndeş yayına hazırladı
    buyur @Baycu
  • @adolf2 şundan emin olki ATATÜRK bir diktatörlük kurmak istese buna ilk başta halk izin verirdi.
  • Sevr imzalanmamıştır diyenlere gelsin bu şarkı da benden ..

    http://pic.twitter.com/82QaXWxTTU
  • 150'likler listesine alınıp yurttan kovulan,memleketin en buhranlı zamanlarında ülkeyi terkeden padişahın ölene kadar yanında kalan birisinden cumhuriyet yada atatürk hakkında iyi bişeyler duymak garip olurdu tabi ,inandırıcı değil..ha sen inanmak istersen inanırsın,ben yazıda kayda değer birşey göremedim..hilafet makamının ne işe yaradığını da arapların hicaz'da,yemen'de,suriye'de ingilizlerle bir olup türk askerlerine saldırmalarından biliyoruz..arapları türlü vaatlerle kışkırtıp türk askerlerine saldırtan i̇ngilizler, istanbulu,edirneyi,izmirin kurtarılmasından memnun olacak ve londra'ya atatürkün heykelini dikecek öyle mi? ben yazılan,uydurulan yada öğretilmiş tarihle konuşmuyorum, mantığım bu yazılanları kabul etmiyor..başkent işgal altında,halife esaret altında,müslümanlan araplar türk askerini sırtından vurmuş ve bu şartlar altında hilafetten ve gücünden bahsetmesi avni paşanın aciziyetindendir..

Bu konuda 3 sayfada toplam 26 adet üst yorum vardır.

  1. Yeni Konu Ekleme

    Bu alana yazacağınız yazı sizin konu başlığınız olacaktır. Eğer konunuz var ise listelenecek, eğer konunuz yok ise yeni konu ekleme sayfasına yönlendirileceksiniz. Konu başlığınızı yazdıktan sonra ileri butonuna yada enter butonuna basınız.

  2. Arama Butonu

    Arama butonuna basarak sayfaya yönlendirileceksiniz.