armin
a state of trance
En Beğenilen Yazar Sırası
:
16
Toplam Başlık Sayısı
:
12
Toplam Puanı
:
101
Toplam Giri Sayısı
:
76
Bu Ayki Puanı
:
-6
En Aktif Yazar Sırası
:
13
  • bordo bereliler

    iki tanesi ile çalıştığım özel askerler. eğitimleri çok ağırdır. sadece ilk eleme şartlarını söylemek gerekirse, bu adamlar iki dakika içinde 100 şınav, 120 mekik ve 20 barfiks çekerler. teçhizatlı koşu ve 200 metreden 9 atış şartları da vardır. paraşüt, su altı, komando ihtisas gibi eğitimleri verirler. ve bu eğitimler bir defaya mahsus değil her sene tekrarlanan eğitimlerdir.

    öyle ki, benim çalıştığım astsubaylardan birinin sahip olduğu bröveleri görünce "yuh" demişliğim vardı. ve bir çoğunu takamıyordu zaten adam, eğitim elbisesinde yer kalmadığı için.

    fiziki olarak çok üstündür fakat kendilerinin uzman olduğu asıl nokta, ki kendilerini asıl ayıran da budur, gayri nizami harp ve ağır koşullardır. taktik eğitimi konusunda da üst düzeylerdir. fiziki olarak güçlenmesi dışında, ki çalışma ile bir şekilde belki fiziki olarak güçlenilebilir ancak aynı zamanda mental olarak da çok güçlü yetişirler. normal bir insanın psikolojisini alt üst edebilecek durumlardan çok kolay çıkabilirler. inanılmaz baskı altında doğru kararlar verebilmeyi öğrenirler. taktik konusunda sadece şunu örnek vereyim; o herkesin kapıdan girdiği uçak var ya, ha işte 16 saat boyunca 11 ayrı noktadan operasyon düzenlemeyi öğrenen biriyle konuşabilirsiniz.

    sanılanın aksine hepsi her zaman operasyona katılmazlar. "özel" görevleri vardır. örneğin, asli görevlerinden biri savaş zamanında halkı eğitmektir.
    her askeri personel gibi inanılmaz okurlar, üst düzey bilgi sahiplikleri vardır. ve bu işleriyle ilgili olsun olmasın cidden her konuda vardır.
    ki burada subaylara harp okulu'nda verilen eğitimi hatırlamak lazım. adamlar yarı endüstri mühendisi/bilgisayar mühendisi kıvamında çıkıyorlar o okuldan.

    diplomat gibi yetiştirilirler. oturmasını kalkmasını bilen, birden fazla yabancı dile hakim, sosyal alanda aktif insanlardır. ki subaylara verilen adab-ı muaşeret ve protokol eğitimlerini de yabana atmamak lazım bu noktada.

    gene sanılanın aksine çok ciddi, sert, adamlar değillerdir gayet geyik muhabbet edebilirsiniz. komutanları falan da öyle dışarıda sert falan değil, herkesin bildiği, sevdiği adamlardır. amiyane tabirle "havalı"dırlar.
    bu kadar çok risk altında yaşayan bir insanın hayatı olumlamaya çalışmasının etkisini görürsünüz.

    bir de haklarında, "çok iyi olsalar pkk biterdi" geyiği yapanlar var. ömründe cudi dağı'nı görmemiş, bölge koşullarını bilmeyen adamlar böyle konuşur. bu adamlar çok değil 4 yıl önce 12 günde teröristlerin şırnak'taki etkinliğini bitiren adamlardır.
    kafa takımını toprağa gömen adamlardır.
    bir operasyonda güvenebileceğiniz yegane adamlardır. işlerini şansa bırakmazlar. organize ve ne yaptığını bilen adamlardır. (alıntıdır)
    0 2
  • Sanayi devrimi

    18. ve 19. yüzyılda Avrupa'da başlayan 10 yaşında çocukların bile üretime katıldığı, buharlı makinelerin üretimde kullanılmaya başlandığı süreçtir.
    Süreç dahlinde sermaye birikimi artmıştır.
    Önce Birleşik Krallıkta ortaya çıkmış oradan da Avrupa ülkelerine hatta Kuzey Amerika ve Japonya'ya yayılmıştır. Özellikle Kuzey Amerika'ya yayılması Kuzey'de sanayileşmeyi hızlandırmış, güney tarımla uğraşmak zorunda kalmıştır. Bu da Amerikan İç Savaşına sebep olmuştur. Çünkü güney tarımda çalıştırılmak üzere siyahi kölelere ihtiyaç duyarken Kuzey siyahi işçilere (köle değil) ihtiyaç duymuştur. Bu da Abraham Lincoln'ün hayatı uğruna Amerika'da köleliği kaldırmasına kadar gitmiştir.
    Neyse konudan ayrılmayalım,
    Fabrikalaşma ilk bu evrede yaşanmıştır. Sanayide kullanılan makineler evlere sığmayınca daha büyük bir yer tutalım işçiler de buraya gelsin demişler ve fabrikalaşma olgusunu başlatmışlardır. Tabi ki bu sürecin oluşumu 1763'te James Waat'in buharlı makineyi bulmasıyla gerçekleşmiştir.
    Sanayi Devrimi= Buharlı Makineler diyebiliriz.
    Tabi fabrikalaşma ile birlikte doğan iş gücü açığı 10 yaşında çocukların bile günde 20 saat çalışmasını sağlamış işçi hakları diye bir kavramın eksikliğinin hissedilmesini sağlamıştır.
    Bu devrede de Karl Marx gibi düşünürler devreye girmiştir. İşçiyi sömürerek zenginleşen fabrikatörlere karşı çıkan düşünürler oluşmuş bu düşünürler daha sonra Lenin, Che gibi devrimcileri etkileyerek (bkz:Bolşevik İhtilali) ve (bkz:Küba Devrimi) gibi olgulara sebebiyet vermiştir.
    Yani özetle sanayi devrimi bir kıvılcımdır, alevi hala sönmemiştir.
    0 3
  • dumlupınar denizaltısı

    "Ah bir ataş ver" türküsünün hikayesi de buradan gelmiştir.
    Askerleri o dönemde oradan kurtarmak çok zordu. 22 kişi sığınarak hayatta kalmıştı ama denizin dibini boylamışlardı. Merkez ile irtibata geçmeleri lazımdı. Denizaltının üzerine fırlatılan bir şamandıraya bağlı telefon hattı aracılığıyla iletişime geçtiler.
    Karşıdan gelen sesi duyunca umutları yeşermişti. Merkeze duruma anlattılar ve "kurtarın bizi dediler". Onlara sembolik olarak "konuşmayın, türkü söylemeyin sigara sakın içmeyin" diye bir cevap geldi. Çünkü Denizaltının içerisindeki hava erişebilecekleri tek havaydı. Bu havayı maksimum yeterlilikle kullanmaları gerekiyordu. Aslında bu uyarı elbette gereksiz bir uyarıydı telsizin diğer ucundaki kişi de kurtarılamayacaklarını biliyordu, o dönemde denizin dibini boylamış bir denizaltını kurtarma gibi bir teknololiye sahip değildik O 22 kişiyi ilk çarpışmada ölen kişilerden daha hazin bir son bekliyordu. ama yine de en uzun süre dayanabilmeleri için bu uyarıyı yapıyordu. Yine de askerlerimiz son bir umut bekliyorlardı. Devletimiz bir yolunu bulur da kurtarır diye. Tüm ülke seferber oldu ama mümkünatı yoktu o torpidodaki o 22 kişinin çıkarılmasının. Zaman ilerliyor askerler ölümlerini bekliyordu. Ölüm zordu ama o kahraman askerlere öleceklerini anlatmak daha da zordu. En sonunda bu görev telsizin başındaki görevli askere verildi. o da o kahreden cümleyi söyledi "artık konuşabilirsiniz, hatta türkü söyleyebilirsiniz, dilerseniz sigara da içebilirsiniz" .
    22 asker ölüme terkedilmişti. O anons askerleri ölüme terkeden anonstu. Şimdi 22 asker kurtarılmayı değil havasızlıktan boğulacakları anı bekleyeceklerdi... O anda herşeyin bittiğini anlayan yiğitler "Herşey buraya kadarmış kumandan birer cigara yakalım mı" dediler ve son sigaralarını tüttürdüler.
    İşte bu yüreğimizi burkan türkü de buradan geldi. Bu türküyü her dinlediğimde o anlar gözümde belirir... 22 fidanın solduğu o gün, bazılarımıza göre tarihimizin en karanlık günüydü...

    Not: Askerleri kurtarmak adına Kurtaran gemisinin gelmesi. Olaydan 12 saat sonra ancak gelebilmesi ve 25 saat sonra ancak sabitlenebilmesi, sabitlenirken iletişim kablosunu koparması. Bu nedenle kabloyu takip edemeyen dalgıçların canı pahasına 80 m'ye kadar dalıp şuurunu kaybetmesi olayları pek bahsedilen olaylar değildir. Özellikle kurtaran'ın kabloyu kesmesinden pek bahsetmezler ki olayın suçunun donanmaya atılmasını istemezler. Bu olay tam bir trajedidir ama kurtarma çalışmaları daha da büyük bir trajedidir. Bu arada çarpışma sırasında 8 kişinin güvertede olması ve bunlardan 5'inin kurtulması büyük bir şanstır. (2'si pervaneye takılarak ölmüş, 1'i boğulmuştur) Anlatsam sabaha kadar konuşurum, konunun özünden çıkmamak için özet geçtim.
    0 4
  • Amerika'nın Ortadoğu Politikası

    Bu hikaye 1. Dünya savaşından öncesine dayanır. Amerikan siyonistleri II. Abdülhamid'e Filistin'i, Musul ve Kerkük'ü vermesi karşısında Osmanlı'nın tüm dış borcunu silmeyi teklif etmiştir fakat II. Abdülhamid bunu kabul etmemiştir.
    Daha sonra Sevr antlaşmasıyla Ortadoğu'nun iplerini eline geçirecek olan İngiltere'ye bir Amerikan darbesi gelmiştir. Buradan sonra anlatacaklarım benim şahsi düşüncem ve çıkarımlarımdır.
    Bolşevikleri destekleyen ve komünizmi oluşturan siyonistler Sovyetlere yardım etmeye devam etmişler. Amerikan dolarını da halen basmakta olan Rothschild gibi aileler Kurtuluş savaşında da hem askeri olarak hem silah olarak hem de bence kesinlikle maddi olarak destek verip Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasına yardım etmişlerdir. O dönemin şartlarında İtilaf devletlerini sıfır ekonomi ile ülkeden kovmak hiç kolay birşey değil sivil örgütlenme ile olacak birşey hiç değildir kesinlikle ben ciddi bir maddi yardım olduğunu düşünüyorum. Ardından Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulumu ve Sevr antlaşmasının iptali ile Ortadoğunun hakimiyeti İngilizlerin elinden gitmiştir. Burada Amerikan politikası başlamıştır. Fakat Atatürk yine bence bekledikleri gibi davranmamış ve I. Dünya savaşında kaybettikleri yerleri geri almaya başlamış, hatta Musul ve Kerkük'ü de hedeflemiştir. Türkiye'nin bağımsız ilerlemesini durduramayan siyonistler veya büyük aileler Atatürk'ü ne halk darbesiyle ne de ayaklanmayla indiremeyecekleri için yine bence öldürmüşlerdir.
    Bu noktadan sonra Irak, Suriye ve diğer Arap ülkelerine bölünen petroller artık İngilizlerin kontrolünden çıkmış belirli bölgelere Chevron gibi Amerikan petrol firmaları yerleştirilmiştir. Herşey tıkırında gitmektedir bölgedeki terör örgütleri petrolü devletlerden daha ucuza çıkarmaktadır. Ta ki Saddam Hüseyin'e kadar. Saddam Hüseyin hem Kürtleri hem de Iraklıları kontrol edebilen bir eski CIA ajanı olduğundan dolayı Saddam Hüseyin'den petrolü almak kolay olmamıştır. Saddam Hüseyin petrole ambargo koymuş, dolarla değil altınla satmıştır. Amerikan ekonomisi altınla petrol alırsa çökeceğini bildiğinden tek çare Saddam'ı indirmişlerdir ve bu olaydan sonra o bölgede tekrar bir idari yönetim yerine karışıklık politikasını sürdürmüşlerdir. YPG'nin çıkardığı petrolü ucuza alan Amerika halinden memnundur. Fakat bu sefer de Suriye sorunu baş göstermiş Esad petrole yarı ambargo koymuştur bu sefer aynı idaresizlik politikası Suriye'ye uygulanmıştır. Arap baharı, Suriye İç savaşı, çeşitli terör örgütlerinin hepsi ABD'ye yaramıştır çünkü ABD hem silah satıp hem de petrolü her seferinde daha da ucuza satın almıştır. ABD'nin ortadoğu politikası karışıklıktan çıkar sağlamaktan ibarettir.
    0 2
  • 10 Kasım'da bile Atatürk'e hakaret edenler

    Özellikle sosyal medyada gördüklerim ve okuduğum yorumlar beni hayretler içerisinde bıraktı. Nasıl bir millet olduk biz, insanların görüşlerine ne kadar saygısız olduk?
    Bizim milletimiz Ramazan'da oruç tutmasa da bile iftardan önce yemek yemez, öğle yemeklerini gizli gizli yerdi. Aç birisi görür de canı çeker diye restorantlarda içeride otururdu. Müslüman olmayan bile ibadet edene saygı duyardı, bayramını kutlardı. Şimdi görüyorum ki Atatürk'ü aşağılayanlar birçok insanın yasta olduğu bugünde bile propagandalarına devam ediyor. Hala Atatürk'e özlem duyan insanları aşağılayıcı Atatürk'e hakaret edici yorumlar yaparak inananları en hassas gününde provoke ediyor. Gerçekten ne kadar saygısız bir millet olduk biz? Herşeyi bırakın burada Atatürk'e sayanların düşüncelerini çürütecek binlerce şey yazabilirim ama onu da bırakın bugün bile saygı göstermeyi düşünemediniz mi? Bugün bile mi kutuplaşmamız gerekirdi? Ne hale geldik bir geri adım atıp da bir bakın, bir düşünün....
    0 5
  • Tarihteki Savaş Taktikleri

    gerilla savaşı: düzensiz birliklerin, düzenli ordulara karşı verdiği savaşlardır. genelde vur-kaç taktiği üzerine kurulmuş savaşlarda konvansiyonel savaş araçları yerine saldırı tüfekleri ya da molotof gibi görece daha basit silahlar kullanılır. gerilla savaşının amacı topyekûn bir savaş kazanmak değil, karşıda ki orduyu yıpratmak, gücünü ve savaş azmini kırmaktır. gerilla savaşının verildiği yerlerde halk desteği muazzam ölçüde önemlidir. britanya işgali sırasında keltlerin romalılara karşı verdiği savaş, gerilla savaşı olarak nitelendirilebilir. roma ordularının her defasında yenilmesini sağlamıştır. sun tzu'nun savaş sanatı kitabında da gerilla savaşından bahsedilir. nazi işgali altında ki ülkeler de bu taktiği kullanarak alman ordusunu ciddi şekilde yıpratmıştır. (cephaneliklere yapılan ani baskınlar, iletişimin sabote edilmesi vs.) aynı şekilde alman ordusuna karşı savaşan sovyet partizanlarıda bu taktiği başarı ile uygulamıştır. mao zedung, ernesto che guevara, fidel castro gibi liderler devrim için kullanmış ve aynı şekilde başarıya ulaşmıştır. bunun dışında kurtuluş savaşı sırasında ki düzenli ordu kurulmadan öncesinde çetelerin işgal güçlerine karşı verdiği savaşta gerilla savaşı içerisinde görülebilir. pkk (türkiye), farc(kolombiya), ezln(meksika), epr (meksika), hindistan komünist partisi (maoist), filistin halk kurtuluş cephesi, hizbullah, el-Kassam Tugayları gibi örgütler bugün aktif olarak gerilla mücadelesi vermektedir.

    phalanx: genelde 5-5.30 metrelik mızraklı piyadelerin arka arkaya dizilmesi ve en öndekilerin mızrağını gelen düşmana doğru düzeltmesiyle oluşturulan taktik. genelde antik yunan döneminde kullanılmıştır. spartalılar ve perslere karşı etkili olmuş, büyük iskender zamanında zirveye çıkmıştır. tabii bazı dezavantajları da vardı, bunlar, zırhların ağırlığı ve mızrağın uzunluğundan dolayı ortaya çıkan hareket problemiydi. epaminondas ve iphikrates bu taktiği iki farklı şekilde geliştirdi. ilk savaşlarda orduların karşılıklı hatlar oluşturarak dizilmesi ile olurdu. epaminondas bunu biraz değiştirmiştir. mesela düşmanın sayıca az olan tarafının, kendi ordusu tarafında ki kısmını sayıca üstün tutmuş, diğer tarafıysa geri çekmiştir.
    şöyle; x x x > x
    x x
    x x
    x x bu taktik sonucunda ordunun zayıf tarafı ezilip, arkasını da çevirmesi sağlanırmış. türklerin kullandığı hilal taktiğinin bir benzeri gibidir.
    iphikrates ise piyadelerin mızrak boylarını uzatıp, zırhlarını hafifletmiş, bu şekilde kullanmıştır bu taktiği.

    shield wall: büyük ölçekli kalkanlarla askerlerin yan yana dizilmesiyle oluşturulan savaş taktiğidir. mızraklı piyade yok ise süvarilerin bu hattı yarıp geçmesi çokta zor olmaz.

    testudo: savunmaya dayalı ağır hücum da diyebiliriz. kalkan duvarına benzer ama daha kapsamlıdır. klasik roma filmlerinde ki izlediğimiz dört bir taraflarının kalkanlarla kapandığı tabiri caizse kaplumbağa gibi olurlar. okçulardan korunmakta ya da sayıca az olunan durumlarda saldırılan birliklere karşı başarılı olabilir.

    napolyon dönemi: napolyonun belirli bir savaş stratejisi yoktu ama bilinen şey daime saldırı savaşı yaptığıydı. birliklerini birbirinden kopmayacak şekilde savaş alanına yayarak karşısında ki ordunu formasyonunun dağılmasını sağlayıp, hatları yarmak üzerinden ilerlerdi.

    siper savaşları: amerikan iç savaşı ve 1. dünya savaşı gibi savaşlarda yoğun olarak kullanılan savaş taktiğidir. orduların karşılıklı siper kazarak bu siperleri korumak üzere çarpıştığı ve topçularla desteklendiği savaşlardır. savaşların uzamasına ve doğal olarak ordu içerisinde bazı sıkıntılar doğmasına sebep olmuştur. 2. dünya savaşında tank, uçak vs. gelişmesi üzerine geçerliliğini yitirmiştir.

    blitzkrieg: türkçesi yıldırım savaşı olarak geçiyor. almanların kullandığı bu savaş taktiği, siper savaşlarını bitirmiştir diyebiliriz. küçük ama hızlı ve güçlü alman tanklarının, düşman ordusunun hatlarını yararak en hızlı şekilde, en fazla ilerleyebildiği kadar ilerleyerek düşman ülkesinin merkezine saldırması üzerine kuruludur kabaca. bu kadar basit görünmesine karşın karışık ve uygulanması güç bir taktiktir diyebiliriz çünkü bu ilerleme sırasında koordinasyon, hava şartları vs. hayati öneme sahiptir. fransa ve polonyayı işgal sırasında çok rahat bir şekilde kullanılmıştır. ve fransa'nın maginot hattı gibi uzun ve güçlü bir hattı olmasına rağmen bu taktik sayesinde işe yaramdığı görülmüştür. ama sovyetler gibi çok geniş topraklarda ikmal ve araç sorunu yaşanacağı için başarılı olması çok daha zordur, nitekim sovyetlerde bir dönem işe yarasa da devamı gelmediği için çökmüştür.

    bir de deniz savaşı ile ilgili bir taktik:

    pruva hattı: 1600-1700lere kadar olan deniz savaşları her geminin kafasına göre hareket ettiği, toplarını ateşledikten sonra kaçıp, yeniden topları doldurup saldırdıkları vur-kaça dayalı bir savaş şekliydi. buna karşın ilk olarak hollandalıların geliştirdiği pruva hattı ise gemilerin tek bir sıra halinde hareket etmesi buna bağlı olarak ateş gücünün tek bir noktaya hareket etmesi üzerine kurulu, daha koordine ve düzenli bir savaş vermesi üzerine kurulmuştu. gemiler amiral gemisi ya da sancak gemisi denen, amiralin bulunduğu tek bir gemiden komut alır ona göre hareket ederdi. taktiğin işe yaradığını gören ingilizler taktiği benimseyip, başarılı bir şekilde kullanarak denizlerin 200-250 yıl boyunca tek hükümdarı olmuşlardır (1700-1900 arası). taktiğin başarı ile uygulandığı muharebelerden birisi olarak da trafalgar muharebesi incelenebilir.

    birazcık uzun oldu, umarım sıkılmadan okuyabilirsiniz. hatam oldu ise affola.
    0 3
  1. Yeni Konu Ekleme

    Bu alana yazacağınız yazı sizin konu başlığınız olacaktır. Eğer konunuz var ise listelenecek, eğer konunuz yok ise yeni konu ekleme sayfasına yönlendirileceksiniz. Konu başlığınızı yazdıktan sonra ileri butonuna yada enter butonuna basınız.

  2. Arama Butonu

    Arama butonuna basarak sayfaya yönlendirileceksiniz.