Barbarossa Harekatı

    Tarihin bilinen en kapsamlı askeri harekatlarından olan Barbarossa Harekatı, 22 Haziran 1941’de Nazi askeri birliklerinin Sovyet Rusya topraklarında başlattığı insan avı operasyonuna Nazi kaynaklarında verilen adıdır. Barbarossa Harekatı aynı zamanda II. Dünya Savaşı’nın Doğu Cephesi’ni de açan harekattır. 

  • Gizli Harekatın Ana Hatları

    Barbarossa Harekatı, Mihver Devletleri’nin 5 milyona yakın bir askeri güç ile Sovyet topraklarında 3.000 km’lik bir cephe açması ile başlamıştı. Bu operasyona 600 bin motorlu araç ve 625 bin ise at katılmıştı. Böylesine geniş toprakları ve yüzölçümü olan bir ülkeyi işgal etmek için kapsamlı bir plan şarttı. Bu hazırlıklar, operasyondan 1 yıl önce (18 Aralık 1940) planlanmaya başlanmıştı ve Alman birlikleri ve bağdaşıkları planlanan operasyonu 22 Haziran 1941 tarihinde Sovyet topraklarına saldırarak başlatmışlardı.

    Bu saldırı 5 Aralık 1941 tarihinde sona erdiğinde Alman birliklerinin ilerleyişi devam etmişti. Böylesine kapsamlı bir operasyonun sızdırılmaması, ne denli gizli ve kararlı bir harekat olduğunun kanıtıdır. Almanlar saldırmaya başladığında Kızıl Ordu, sürekli Wehrmacht komutasındaki Alman birliklerinin önünde sürekli geri çekilerek devletin başkenti olan Moskova ve Leningrad’a kadar ülke içlerine pusmuştu. 22 Haziran tarihinden itibaren başlayan Alman saldırısı ilk olarak Moskova önlerinden tarih 5 Aralık 1941’i gösterdiğinde Kızıl Ordu tarafından durduruldu. Bu dönemden sonra Alman birlikleri 1942 senesinin ilk üç ayında hiç ummadıkları bir Sovyet direnişi ile karşı karşıya kalmışlardı ve artık Sovyet cephesi tek taraflı ilerleme değil kanlı ve amansız çatışmalara sahne oluyordu. Harekatın sonucunda Nazi Almanya’sı (Adolf Hitler), ummadığı bu direniş karşısında durdurulmuştu. Fakat bu durdurulma Almanya’nın parlak zaferlerinin üstünü kapatamadı. Wehrmacht, Sovyetlere karşı büyük zaferler kazanmış, Sovyetlerin Ukrayna dahil stratejik ve ekonomik olarak üstün kent ve bölgelerini işgal etmişti. Nazi Almanya’sı üstünlük kurduğu ve Sovyet kuvvetlerini ortadan kaldırmasına rağmen, asıl hedef olan Moskova işgal edilememişti. Alman kuvvetleri ve bağdaşıkları aynı yıl güç toplamak ve stratejik planlar yapmak nedeniyle bir saldırı içine girmediler.

    Sovyet Bir Asker Alman Bir Mahkumu Esir Alıyor, 
    Stalingard, 1943

    Alman ve Mihver destekçileri tarih 1942 yılını gösterdiğinde geri çekilişin bir başlangıcı olarak karşı taarruza girişti. İlk harekatın başarısızlığını ortadan kaldırmaya çalışan Hitler, sonraki taarruzlarda Sovyetlere karşı bir üstünlük gayesiyle saldırdı. Fakat durum hiç de iç açıcı değildi. Almanlar, Sovyet topraklarında artık ölüm ve ceset yığınları arasında geri çekilmeye mahkum olmuşlardı. Art arda Leningrad Kuşatması-Nordlicht Harekatı ve Stalingrad Muharebesi bu durumu değiştirmemişti. Hitler, zaferlerle dolu bir Moskova işgali düşlerken; başarısızlıkla dolu bir harekat yaratmıştı.

    II. Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi’ni açan bu harekat eğer başarılı sonuçlansaydı belki de bugün Nazi Almanya’sı dünyaya hükmediyor olabilirdi. Hitler, bu harekattaki başarısızlıkla yüz binlerce askerini ve aracını kaybetmiş, öte yandan dünya tarihinin en kapsamlı harekatı olan bu operasyon Sovyetlerin de en acı tecrübesi olmuştur. Barbarossa Harekatı, hem yaşanılan savaşların acı yıkımı ve askeri kayıplarıyla hem de 20. yüzyıla damgasını vuran II. Dünya Harbi’nin genel gidişatını derinden etkilemesi nedeniyle hayati önem taşıyan bir askeri harekattır.

  • Operasyon Öncesi Alman ve Sovyet İlişkileri

    Tarih 1939’u gösterdiğinde Nazi ideolojisi altında karşılıklı düşmanlıklarla birlikte Avrupa çalkalanıyordu. Nazi Almanya’sı ve Sovyetler karşılıklı olarak Eylül ayında Polonya’yı işgal etmişlerdi. Bu işgalin ardından Hitler kuvvetleri 1940 yılı Nisan’ında Danimarka ve Norveç’i ele geçirdi. Artık ok yaydan çıkmıştı, Alman güçleri 1940 yılının Mayıs ayında bu sefer Hollanda ve ardından Fransa kara sınırına saldırılara başlamıştı. Bu saldırı ile Fransa direnemedi ve Paris’in 14 Haziran günü işgaliyle birlikte Fransa 16 Haziran tarihinde Almanlara teslim olmaya mecbur kaldı ve mütareke istendi. Bu işgalin ardından Almanya’nın görevlendirdiği General Erwin Rommel Afrika Kolordusu’yla birlikte 1941 Şubat’ında intikali ile Almanya ve Kuzey Afrika’da sömürge harekatına başladı.

    Nazi İşgali sırasında Polonyalıların
    Merkez Polonyadan ihracı

    Polonya’nın işgalinin ardından Nazi güçlerinin ilerleyerek Fransa’yı işgal ettiği günlerde Sovyetler ise 15 Haziran 1940 günü Kızıl Ordu’yu Litvanya üzerine gönderdi ve bölge işgal edildi. Aynı şekilde zincirleme olarak birkaç gün içinde Estonya ve Letonya da Sovyet saldırısına maruz kaldı. Hatta bu ülkelerin Sovyetlere katılımına hukuki bir kılıf uydurabilmek adına bu üç ülkede 18 Temmuz tarihinde Kızıl Ordu himayesinde seçimler düzenlendi ve bu üç ülke Sovyetlere katılmayı seçtiler. Bu son durumun ardından Sovyetler artık Almanya ile sınır komşusu olmuştu. Bu komşuluğun savaşı tetikleyeceği kesindi.

    Stalin, Sovyetleri artık yeni bir kimliğe bürümüştü. Aynı yılın Haziran ayında Sovyetler, Romanya’dan Besarabya ve kuzey Bukovina’yı boşaltmasını isteyen bir uyarı gönderildi. Aslında daha önce saldırmazlık antlaşmasına uyarak Beserabya, Sovyet kontrolüne bırakılmıştı fakat Bukovina bu antlaşmaya dahil değildi. Fakat bu durumda İngiliz engellemesi nedeniyle deniz yoluyla petrol getiremeyen Almanya, Sovyetlerin Romanya hattına bu kadar yaklaşmasıyla tek petrol güzergahı olan Romanya’yı da kaybetme endişesine kapılmıştı. En sonunda korkulan oldu ve Kızıl Ordu, tarihler 28 Haziran 1941 tarihini gösterdiğinde Besarabya ve Bukovina’yı işgal etti.

  • 1939-1940 Yılları Nazi Almanya’sı İdeolojisi ve Stalin Güdümünde Sovyet Emelleri

    Nazi Almanya’sı ve Sovyetler arasında Saldırmazlık Antlaşması (Molotov-Ribbentrop Paktı) tarafların Polonya’yı işgalinden kısa bir süre önce imzalanmıştı. Aslında bu antlaşma danışıklı dövüş birliğinden ibaretti. Çünkü Polonya işgalinde olduğu gibi taraflar (III. Reich ve Sovyetler) arasındaki bu antlaşma, aslında sınır devletlerinin işgalini içeriyordu. Antlaşmanın arka planından habersiz dünya devletleri, paktın imzalanmasını iki devlet arasında asırlardır süren düşmanlığın son bulması olarak adlandırmışlardı. Hatta saldırmazlık antlaşması aynı zamanda sıkı politik ilişkilere ve ekonomik ortaklıklara da yansıdı. İki ülke arasında 1940 yılında başlatılan bu ticari ortaklıklar ile Almanların petrol ve Rusların ise askeri malzeme ihtiyacı karşılanmış oldu. Almanlar bu şekilde İngiliz engeline rağmen gelişimlerini sürdürebildiler.

  • Romanya’nın İşgali ve Alman-Sovyet Düşmanlığı

    Fransa’nın Almanya tarafından işgalinin ardından artık Avrupa’da dengeler bozulmuştu. Çünkü Romanya, Macaristan ve Bulgaristan tarafından hak talep edilen ülke konumuna gelmişti. 1940 yılında başlanan bu Romanya toprakları talebinin tarafı olan Macaristan, I. Dünya Savaşı’nda kaybettiği Transilvanya’yı geri almak istiyordu. Fakat bu konuda Hitler hiçbir zaman müsamaha göstermeyecekti. Çünkü Romanya petrolleri Hitler için hayati önem taşımaktaydı. Tarih 28 Ağustos 1940’a geldiğinde, Hitler artık durumun daha da kötüye gittiğini görerek Romanya petrol bölgesine askeri müdahale için birliklere 1 Eylül gününü işaret etti. Bu askeri müdahalenin öncesinde kendi yandaşı olan İtalya Dışişleri Bakanı Galeazzo Ciano’yu ve kendi Dışişleri Bakanı olan Joachim von Ribbentrop’u, Viyana’da tarafların bir uzlaşmaya varması için kendi kontrolünde bir paylaşıma çağırdı. Artık devletler istediklerini almışlardı. Romanya’nın Transilvanya bölgesi Macarlara, Güney Dobruca ise Bulgarlara kalmıştı. Paylaşımın tarafları olan Almanya ve İtalya ise Romanya iktidarına toprakların geri kalanı için teminat verdiler. Fakat bu teminat, Romanya toprakları üzerinde planları olan Stalin’in hiç hoşuna gitmemiş ve Sovyet-Alman cephesinde soğuk rüzgarlar esmeye başlamıştı.

  • 1940 Yılında İtalyanların Yunanistan’ı İşgali
    İtalyanların Yunanistan’ı İşgali

    Nazilerin ittifakı ile güçlenen İtalya, artık bütün amaçlarına ulaşmak için faşist bir yönetimle işgal hareketini hızlandırmıştı. Tarihler 28 Ekim 1940’ı gösterdiğinde İtalyan güçleri Yunanistan-Arnavutluk sınırını geçmişlerdi. Bu işgal sürekli olmadı ve İtalyanlar büyük bir yenilgi ile geri çekildiler. Durum artık kötüleşmeye başlamıştı, Almanlar, Balkanlar’da İngiliz güçlerini görmeye başlamışlardı. Çünkü İngilizler, Limnos ve Girit Adalarını işgal ettikten sonra Yunan topraklarına asker sevk etmiş ve havaalanlarını kontrole almışlardı. Fakat bu İngiliz yayılmacılığı ile birlikte Almanların Romanya petrolleri hedefi sekteye uğrama tehlikesiyle baş başa kalmıştı.

    En sonunda 26 Mart 1941 gecesi Yugoslavya’da ortaya çıkan hükümet darbesi ile Alman istilası Balkanları sarmaya başlamıştı. Hitler, Yugoslavya üzerinden başlayacak işgalin yol haritasını çizdiği 27 Mart tarihli ve 25 sayılı emriyle Nazi kuvvetlerine taarruzun tarihi olarak 6 Nisan 1941 günü sabahını işaret ediyordu. En sonunda Hitler işgale başlamış ve Balkanlar Alman işgali altında ezilirken, Yunan karasına çıkarılan dört İngiliz tümeni ise tahliye edilmişti. Artık Balkanlar kendi kaderine terkedilmişti.

  • Hitler’in Sovyet-Alman Saldırmazlık Antlaşması’na (Molotov-Ribbentrop) İhaneti

    Hem Sovyetler’in; Estonya, Letonya ve Litvanya’yı işgali; hem de Almanya’nın, 1940 yılı Eylül ayında ortaya çıkan Romanya anlaşmazlığına taraf olması ve işgale karşı garanti vermesi Sovyetlerle Almanlar arasındaki ilişkileri bozmuştu. İki taraf da bu tutumu ile birbirlerini Saldırmazlık Antlaşması’nın 3. maddesini ihlal etmekle suçluyorlardı. Bütün bunlara rağmen ilişkiler halen asgari düzeyde sürdürülüyordu. Hatta Alman Dışişleri Bakanı olan Ribbentrop, Kuzey Norveç’e ulaşması gereken askeri birliklerin Finlandiya üzerinden gönderilmesi için Stalin’den ricada bulundu. Fakat Stalin, Balkanların en güçlü devleti olan Almanya’nın bu topraklara yerleşerek Finlandiya’yı işgal etmesinden çok korkuyordu. Bütün bu karmaşık ortamda kurulan Mihver Devletleri (Üçlü Pakt) Sovyetlerin kuşkularının daha da armasına sebep oldu. Fakat Sovyetlerin düşmanlığını istemeyen Almanya, Mihver birliğine Rusların katılması için elinden gelen her şeyi yaptı.

    Molodov Berlin Görüşmelerinde

    Dönemin Alman Dışişleri Bakanı olan Ribbentrop, 13 Ekim tarihli bir mektup ile Stalin’den diplomatik olarak kendisiyle aynı düzeyde olan Rus Dışişleri Bakanı Vyaçeslav Molotov’u Berlin’de misafir etmek istediklerini belirtti. Aslında bu görüşme talebi, Hitler’in yeni kurulacak bir dünya düzeninde dört büyük devletin kontrolündeki bir dünya planının anlatılmasından ibaretti. Bu paylaşımın yapılabilmesi için ise, Sovyet-Alman ittifakı çok önemliydi ve ilişkiler önceki tarihlerden daha iyi ve sıkı yürütülmek zorundaydı. Aksi halde dünyanın dört totaliter gücü arasında paylaşılması fikri sadece düşünceden ibaret kalacaktı.

    Dünyanın Sovyet güçlerine teslimiyle birlikte, Stalin büyük bir lider olacaktı. Bu nedenle Stalin bu görüşme isteğini olumlu karşıladı ve Molotov 12 Kasım 1940 tarihinde Berlin’e vardı. Bu görüşmelerde aslında Almanlar, İngilizler’in topraklarının nasıl paylaşılacağı konusunda bir düşünce belirtmişlerdi. Görüşmelerin ilk gününde Molotov, Hitler ile bir görüşme yapamadı. Öğleden sonraki görüşmelere katılan Hitler’e Molotov tarafından çok dikkatli sorular sorulmaktaydı. Görüşmenin tutanaklarını yazan Dr. Schmidt, “Hitler karşısında daha önce hiçbir hükümet adamının böyle konuşmadığını” belirtmişti. Molotov, Hitlerden bazı bölgelerde kesin sonuçlar istiyordu. Önceki bilgilerde değindiğimiz gibi Sovyetler, öncelikle Finlandiya’dan askerlerini çekmesi için Hitler’e uyarıda bulundu. Hitler, Finlandiya’nın işgal altında olmadığını belirtti ve Molotov bunun üzerine Finlandiya’nın Besarabya kadar barış içinde olduğunu gösteriyordu. Aslında Molotov’un demek istediği iki bölgenin de ilhak edildiğiydi. Çünkü Finlandiya, Stalin’in Baltık Denizi’ne hakim olması için pilot bölge rolünü üstlenmişti. Ayrıca Molotov, Bulgaristan, Romanya ve Türkiye konularında da Almanya’dan bir teminat istemişti. Bütün bu ilişkilerin başlaması için Almanya ve İtalya tarafından Romanya’ya verilen toprak teminatının geri çekilmesini istedi. Çünkü Stalin Romanya toprak bölgesine yaklaşarak petrolden nemalanmak amacındaydı.

    Molotov’un bu isteklerinin ardından Hitler görüşmelere ara verdi. Akşam yemeğinde ise İngilizlerin Berlin’i bombalaması sonucu herkes sığınaklara çekildi. Sığınakta Ribbentrop, Sovyetlerin katılımıyla dörtlü pakta oluşacak antlaşma metnini Molotov’a sundu. Bu pakt normal bir antlaşma metni mantığındaydı; fakat önemli olan imzalanan sizli protokollerdi. Bu gizli antlaşmalar antlaşmaya katılan devletlere verilecek olan toprak paylaşımıydı. Molotov’un açıkladığı toprak sınırları Hint Okyanusu’na değin gidiyordu. Fakat Sovyetler’in asıl amacı Baltık Denizi, Batı odaklı olarak Balkanlar ve Boğazları kullanılarak sıcak denizlere inmekti. Hatta Sovyetler bu ilişkileri o denli incelemişlerdi ki olası bir ittifak sonrasında Sovyetler adına atılacak böyle bir adım İsviçre tarafından nasıl karşılanacaktı. Almanya bu politikayı destekleyecek miydi?

    Molotov Berlin’den döndükten iki hafta sonra 26 Kasım tarihinde Stalin, Dörtlü Pakta katılması için gerekli koşulları Moskova’da bulunan Alman elçiliğine bildirdi. Stalin şu isteklerde bulunmuştu:

    1. Sovyetler Birliği’nin etki alanına giren Alman askerleri Finlandiya’dan hemen çekilecektir.
    2. Sovyetler ve Bulgaristan arasında bir antlaşma imzalanarak; Sovyetlerin İstanbul ve Boğazlar üzerinde kontrolü sağlayabilmesi için Bulgaristan yardımıyla donanma ve savaş üsleri kurulacaktır.
    3. Batum ve Bakü’nün güneyinde bulunan bölgenin geneli ve İran Körfezi doğrultusundaki bölge Sovyetler tarafından istenilen toprakların merkez üssü olacaktır.
    4. Japonya, Kuzey Sahalin’de bulunan kömür ve petrol haklarından vazgeçerek bölgeyi Sovyetlere bırakacaktır.
    5. Bütün bu isteklerin yanı sıra Türkiye’nin Sovyetlerin Boğazlar üzerindeki emellerini engellemesi halinde Pakt’a katılan devletler Türkiye’ye askeri yaptırım uygulamak yükümlülüğünü kabul etmek zorundadır.

    Almanlar bu mektuba cevap vermemişti. Fakat Hitler tek bir doğrudan adı gibi emindi. Hem Molotov hem de Stalin’in mektubu gösteriyordu ki Sovyetler, Balkanlar üzerinde çok kan dökeceklerdi. Mektup sonrasında ikinci bir çatışma gözler önüne serilmişti. Sovyetler Orta Doğu petrollerine de göz dikmişti. Öte yandan Hitler, Sovyetleri Avrupa topraklarından uzaklaştırmak derdindeydi. Artık bir anlaşmaya varılması imkansızdı ve Hitler kurmaylarına Sovyetler üzerine kapsamlı askeri bir müdahale için hazırlık emri verdi.

  • Almanların Yeni Dünya Planları ve Adolf Hitler

    Hitler 1925 yılında kaleme aldığı “Kavgam” adlı eserinde, Alman halkının ihtiyaç duyduğu toprak ve sömürge hakkının (Lebensraum), doğudaki toprakları kapsadığını belirtmişti. Bu planların sınırları, Sovyet topraklarının da bir bölümünün işgali anlamına geliyordu. Aslında ideolojik olarak da Naziler, Sovyetleri Yahudi seçkinler tarafından yönetilen aşağılık bir Slav topluluğu olarak görüyorlardı. Hitler Kavgam’da, Almanların 600 yıl önceden Doğu topraklarında hak sahibi olduklarını, Sovyetlerin yıkılmasının aynı zamanda Yahudi toplumunun da yok olması demek olduğunu belirtmişti. Sovyetlere karşı alınacak bir zafer demek, Almanların dünyanın süper gücü olması demekti. Fakat Ruslarla yapılacak olası bir antlaşma ile yolun bir kısmına kadar ittifak kurulabilirdi. Bütün bunlar Nazilerin, Rus ve Slav topluluklarını sürgün ederek bir katliam sonrası susturma ve göçe zorlayarak bütün boş kalan yerlere Alman göçmenleri yerleştirme planlarının bir parçasıydı.

    Adolf Hitler ve Joseph Stalin

    Stalin’e yapılacak herhangi bir saldırı aslında dünya halkları gözünde meşrulaştırılabilirdi. Ayrıca Sovyet askeri komutası, Büyük Temizlik esnasında çoğu yetenekli ve savaş tecrübesi olan subayların ve sivillerin öldürülmesiyle oldukça zayıf kalmıştı. Bütün bu kayıplar ve hapsedilmeler sonuç olarak Kızıl Ordu’yu sevk ve komuta kademesinden yoksun bırakmıştı. Hatta Naziler, Slavlara karşı yürüttükleri propagandalarda sık sık Sovyetlerin acımasız uygulamalarını meydana sürmüşlerdi. Almanlar artık Kızıl Ordu’nun saldıracağını bütün ülkelere yaymışlardı. Ancak böylelikle Sovyetlere yapılan saldırı “önleyici müdahale” olarak gösterilebilirdi.

    Avrupa’da 1940 yılında başlayan hammadde krizinde Sovyetler Birliği ile Balkanlar’da çatışma artarken Hitler, bu olumsuzlukların ancak Sovyetlerin işgali ile mümkün olduğuna inanıyordu. Daha halen hazırda herhangi bir plan ortada yokken Hitler generaline Batı Avrupa’da yapılan fetihlerin, Bolşevik Ruslara karşı açılacak bir savaşta askeri güzergah olarak kullanılması emrini vermişti. Hitler için bu hayati önem taşımaktaydı. Fakat generaller, Hitler’in bu savaş fikrinin Almanların sonu olacağının farkındaydı.

    Fakat Führer, Rusların yenilmesi durumunda ordunun büyük bir kısmının terhis edecek ve böylelikle işgücü açığını kapatılacaktı. Ülkenin ekonomisi böylesi ek kazanımlarla daha da iyi bir seviyeye ulaşabilirdi. Ayrıca Sovyetlerin ele geçirilmesi demek tarımsal kaynakları (Ukrayna) bol bir ülkenin de Alman güdümünde olması anlamına gelmez miydi? Böylesi bir Sovyet işgali ile birlikte Almanlar en büyük düşmanları olan İngilizlere karşı büyük bir güç kazanacaklardı. Ayrıca her geçen gün daha da fazla petrole ihtiyaç duyan Alman sanayisi, Bakü’de bulunan petrol kaynaklarını da ele geçirmek zorundaydı. Ve savaş sonunda ele geçirilen Alman Silahlanma ve Savaş Üretim Bakanı olan A. Speer, ele geçirildikten sonra sorguda, istila kararının birinci sebebi olarak petrole olan acil gereksinimini aktarmıştı. Ayrıca bütün askeri kurmay ve subaylar böylesi bir Sovyet işgalinin Alman hükümetine büyük bir ekonomik yük getireceğini farkındaydılar. Bunların yanı sıra Almanlar yanı başında bulunan buhranlı ve güçsüz bir Bolşevizm’den neden rahatsızlık duysunlardı ki? Buna engel olmak adına yüksek rütbeli Alman kurmayları 1940 yılında Sovyetlerin işgalinin gereksiz olduğu yönünde bir muhtıra yayınladılar.

    Hermann Göring

    itler bütün bu telkinlere rağmen en yakınında olan Hermann Göring’e “Her zaman herkes, Rusya ile savaş tehdidine karşı ekonomik yönden kaygılarını öne sürüyor.” demişti. Hitler’in bu tutumundan anlaşılıyordu ki, Sovyetlere karşı olası bir saldırı yakındı. Alman General Georg Thomas hazırladığı raporda, Sovyetlerin tamamının işgali mümkün olmadıkça bu askeri planın başarıya ulaşmasının imkansız olacağı kanısında olduğunu belirtmişti. Alman generallerin çoğu ise Sovyetlerin olası Almanya saldırısına inanmıyorlardı. Alman generallerden Mareşal Walther von Brauchitsch, Kurmay Başkan (Alman Kara Kuvvetleri) General Halder ve Mareşal von Rundstedt  ise, Sovyetlere bir saldırı düzenlemenin, savunmaya geçmekten daha külfetli olacağı fikrindeydiler. Hatta yapılan bir görüşmede Almanların kaybedeceklerini bir nebze olsun belirtmek adına Mareşal von Rundstedt, Hitler’e “Rusya’ya hücum ederken neleri göze aldığınızı tarttınız mı?” diye sormuştu.

    Hitler, Alman ordularının son zamanlarda aldıkları zaferlerden çok umutluydu. Ayrıca Sovyetler cephesinde Kızıl Ordu’nun Finlandiya kış savaşlarındaki mevcut durumunu göz önüne alındığında daha da cesaretlenmişti. Sovyetlerin bir saldırı sırasında bir direniş gerçekleştirmeyeceklerine ve harekatın kısa sürede sonlanacağına olan inancı tamdı. Bu nedenle harekat için çok büyük hazırlıklar yapılmadı ve belki de bu geri çekilme fikrinin olmaması Almanları hüsrana uğrattı. Geri çekilme sırasında askerlerin kışlık hazırlıkları yük gibiydi. Öyle ki Kara Kuvvetleri’nde bulunan askerlerin sadece %20’si kışlık giysi sahibiydi. Ayrıca bu birlikler savaş kuvvetti değil, harekatın kazanılması durumunda Moskova’da kalacak birliklerdi. Ancak General Guderian’a göre, kışlık giysi problemi sadece birliklerin bir kısmı için gerekliydi. Onun dışında Alman Luftwaffe ve Waffen-SS birlikleri gerekli tüm hazırlıklarla donatılmışlardı.

    Göring, Sovyet istilası için 1941 yılının Mart ayında izlenecek yol için “Yeşil Dosya” adını koydu. Böyle bir operasyon ile Sovyetler istila edildikten sonra bölge halkı açlıktan ölecek, bütün gıda maddeleri ise Almanya’ya götürülecekti. Açlıktan ölen Slav halk yerine bölgeye, Alman halkı yerleştirilecekti. Ayrıca Nürnberg Duruşmaları’nda (1946) Sir Hertley Shawcross, Doğu Rusya topraklarında yeni bir oluşumun kurulacağını belirtmişti. Naziler, Sovyet topraklarında toplulukları yok edecek ve devamında bu topraklar üzerinde saf aryan ırktan olan Almanlar için yeni bir yaşam alanı oluşturulacaktı.

    Sovyetlere yapılacaklar o kadar ağır olacaktı ki Alman kurmaylar (OKW) tarafından hazırlanan Komiser Emri olarak bilinen yönergede, Alman askerlerine Sovyet topraklarında yapılacak katliam ve kötü muamele için hak verilmişti. Bu askerler hiçbir ceza almayacak ve katliamla yargılanmayacaklardı. Özellikle Sovyetlerin siyasi ve askeri kurmaylarının yakalandıkları yerde infaz edilmesi emri verilmişti. 

  • Barbarossa Harekatı’nın (Fall Barbarossa) Planlanması ve Onaylanması

    Adolf Hitler, 5 Aralık 1940 yılında Sovyetlerin işgali anlamına gelen harekatı onayladı ve harekat tarihi olarak 1941 yılının Mayıs ayı seçildi. Planın kabulünden iki hafta sonra Hitler, Alman Yüksek Komutanlığı’na verdiği 21 sayılı emirde operasyonun adını “Barbarossa Harekatı” olarak belirlemişti. Emirlerin ilki, Alman kuvvetleri tarafından ilk amacının Sovyetlerin en kısa sürede işgaliydi. Barbarossa adı ise, 12. Yüzyılda III. Haçlı Seferleri komutanı olan Kutsal Roma Cermen İmparatoru olan Frederick Barbarossa’dan esinlenilmişti. Hitler yayınladığı emirlerde hazırlıkların 15 Mayıs’a kadar tamamlanmış olmasının gerektiğinin altını çizdi. Yayınlanan Emir’de, Rusların Batı kuvvetlerinin ilk saldırıda yok edilmesi ve savaşa hazırlanan diğer kuvvetlerin ise geniş topraklara çekilmesinin önlenmesinin gerekliliğine vurgu yapıldı. Yayınlanan emirler, harekatın genel hatlarını açık bir şekilde ortaya koyuyordu. Alman merkez birlikleri cephe hattını yararak hızlıca Smolensk yönünde ilerleyecek, bu noktaya vardıktan sonra iki kola ayrılarak Sovyet askerlerinin etrafını güney ve kuzey yönünden çevirerek Rus birliklerinin imhası sağlanacaktı.

    1812'de, İllaryon Pryanişnikov'un çalışması,
    Napolyon'un Rusya Seferi

    Hitler, Napolyon komutasında bulunan Fransızların Rus topraklarında uğradığı hezimeti detaylıca inceledi. Askeri kurmaylarla yapılan tüm incelemelerin ardından Rus Komutanı olan Kutuzov, Fransızların önünden çekilirken aslında kendi topraklarının genişliğinden faydalandı. General, geri çekilirken askerlerine tek bir emir verdi: “Ordular geri çekilirken Fransız askerlerinin faydalanması için hiçbir kaynak ve yiyecek bırakmayacaklardı”. Sonuç olarak bu taktik işe yaramıştı. Moskova’ya giren Fransız birlikleri açlık ve erzaksızlık yüzünden bozguna uğramışlardı. Napolyon, ordusunu kaybetmek üzere olduğunu anladığı zaman hemen Rus topraklarından geri çekildi. İşe Fransızların bu yanlışının tekrarlanmaması için Hitler, Kızıl Ordu’nun geri çekilmesine fırsat vermemek için Rusların etrafını sararak onları savaşamaya zorlamak durumundaydı. 

  • Barbarossa Askeri-Stratejik Planı
    Hitler ve Kurmayları

    Barbarossa Harekatı, Leningrad yönünde bir saldırıyı, devletin başkenti olan Moskova’nın ele geçirilmesini ve ekonomik güçlerin kontrolü için Ukrayna kontrolünde bulunan petrol sahalarının kontrolünü içeriyordu. Fakat Hitler ve kurmayları, harekatın öncelikleri hakkında bir uzlaşma sağlayamadılar. Hitler kendisini politik ve askeri yönden bir deha olarak görüyordu. Tarihler 1940 ve 1041 yıllarını gösterdiğinde Barbarossa Harekatı planlamasını generalleriyle birçok kez tartıştı. Hitler tamamen kararlıydı, önce Leningrad, ikinci olarak Donets Bölgesi, üçüncü olarak da Moskova. Moskova düşüncesi ilk zamanlarda arka plana itilmişti. Hatta Harekatın planları 5 Aralık 1941 tarihinde onaylandığında Moskova’nın işgali ikinci plana itildi ve önceliğin Sovyet ordularının imhası olduğu kanısına varıldı. Bütün bu anlaşmazlıklar gösteriyordu ki Hitler artık Doğunun işgalini hızlandırmak istiyordu. Ayrıca Sovyetler yenilince İngilizler, Almanlar ile müttefik olmaya çalışacaklardı. General Franz Halder günlüğünde, Sovyet Birliği’nin yıkılmasını İngilizlere karşı alınacak bir zafer olarak anlatmıştı.

    Tıpkı Almanların Fransa üzerine yaptıkları saldırıda olduğu gibi, Rusların üzerine yapılacak olan Doğu seferi de aynı şekilde kurmaylar arasında tartışmalar yaratmıştır. Geleneksel savaşı savunan askeri komutanlar, Rusların hemen sınır önünde imha edilmesini ve bu şekilde ilerlemeyi savunmuşlardır. Çünkü daha sonradan oluşabilecek herhangi bir saldırıda Rusya içlerinde Alman orduları yok edilebilirdi. Bu sınır saldırısında panzer gruplarıyla piyade kolordularının eşgüdüm içinde operasyonlara katılması gerekiyordu. Ancak, bu kolektif sistemle Kızıl Ordu yok edilebilirdi. Alman Generallerden Guderian’ın savunduğu ve General Hoth’un ve diğer zırhlı komutanların katılacağı bir operasyon ile birlikte Kızıl Ordu’nun Rusya içlerinde yok edilmesi ile birlikte geri gelen piyade birliklerinin toprakların kontrolünü devralacağı bir harekat planlanmıştı. General Guderian, panzer gruplarının en azından Dinyeper hattına kadar ilerlemesi fikrindeydi. Hitler ise geleneksel saldırıyı savunan askeri kurmayları savundu. En sonunda hem Kızıl Ordu Dinyeper hattında imha edilecek hem de ordular kuşatılacak ve bu şekilde iki fikir de saldırıda uygulanacaktı.

    Barbarossa Harekatı’nda Wehrmacht birliklerinden, Mareşal von Leeb Kuzey Ordular Grubu ile Doğu Prusya’dan; Mareşal Fedor von Bock Komutasında Merkez Ordular Grubu Polonya’dan; Mareşal Gerd von Rundstedt Komutasında Güney Ordular Grubu ise Polonya’nın güney kısmından hareket edecekti. Alman birliklerinin yanı sıra Sovyet savaşına Mareşal Mannerheim komutasında 18 Fin tümeni, Mareşal lon Antonescu komutasında 12 Romen tümeni, 3 Macar Tugayı, 2 Slovakya tümeni ve en son Almanların kan kaybetmesi üzerine birliklere 3 İtalyan tümeni, 1 İspanyol tümeni ve gönüllü birlikler dahil edildi.

  • Almanlar Operasyon Hazırlıklarını Başlatıyor

    Harekatın kararlaştırılmasının ardından 15 Mayıs günü hazırlıklar tamamlanmış olacaktı. Fakat Yugoslavya’da ortaya çıkan muhalif isyanlar ve İtalyanların Arnavutluk’u işgaliyle birlikte Yunan ordularının ilerleyişinin durdurulması için Balkan Seferi başladı ve Barbarossa ertelendi. Fakat çoğu savaş dahisi ve tarihi dehaya göre bu erteleme, Barbarossa Harekatı’nın başarısız olmasının başlıca sebebidir. Başka bir sebep ise 1941 yılı baharında yağan yağışların ülkenin batısındaki yolları ağır araçlar için geçilmez hale getirmesidir. Hatta General Halder, iklim koşullarının harekat için 22 Haziran tarihinden önce mümkün olmayacağı yönündeydi.

    Almanlar harekatın ertelenmesinden rahatsız oldular ve daha Balkan Harekatı bitmeden boşta bulunan birliklerini Sovyet sınırına yığmaya başladılar. İlk olarak Roman-Sovyet hattına 680 bin kişilik bir askeri birlik yerleştirildi. Sovyet topraklarına yapılacak taarruz için ise, 3,5 milyon Alman askeri ve 1 milyon müttefik askeri sınıra konuşlanmıştı. Sovyet sınırı Alman uçakları tarafından keşif için gözlenirken sınıra adeta akla zarar derecede malzeme yıkılmıştı. Bu gelişmeler Sovyetler tarafından endişe ile izleniyordu. Çünkü Stalin, Molotov-Ribbentrop Paktı ile birlikte ilişkilerin sıklaşmasından dolayı iki sene içinde bir Alman saldırısı beklemiyordu. Diğer taraftan Stalin’e göre Nazilerin ilk önceliği İngilizleri ortadan kaldırmaktı. Tıpkı Sovyet Generaller gibi Alman Generallerden biri olan Guderian da Doğu cephesini hayal kırıklığı olarak adlandırmıştır.

    Tarihin En Başarılı Casuslarından Richard Sorge,
    James Bond Karakteri'nin İlham Kaynağıdır

    Almanların içinde bulunan Sovyet ajanı Richard Sorge, Alman taarruzunun kesin tarihini Stalin’e bildirdi. Fakat Sorge ve Berlin Polis Departmanında bulunan diğer istihbaratçıların verdiği bu bilgiler doğru değildi. İngilizlerin en güvenilir kaynağı olan ULTRA, üzerinden elde edilen bilgi de Sovyetler Birliği’ne yapılacak bir taarruzun 22 Haziran 1941 tarihinde yapılacağına dairdi. Hatta İngiltere üzerine planlanan bilgilerde Sovyet sınırına yapılan yığınaklar yanıltıcı bilgi olarak aksedildi. Hatta devletlerin aldığı istihbarat bilgilerinin kafa karıştırması adına Denizaslanı Harekatı ve Hailich Harekatı, Norveç ve Manş Kanalı’nda yapılan yapmacık ve şaşırtıcı hazırlıklar yapıldı. Hatta bu sahte hazırlıkların bazı detayları bilinerek sızdırıldı. Bu çok zekice bir hamleydi. Saldırı zamanının bilinmesi neredeyse imkansızlaştı.

    Hitler ve komutanları öncelikle hazırlanan üç ordu koluyla Sovyetlerin en önemli kentlerinin istilasını ve işgalinı yapacaklardı. Fakat esas darbe ise, Almanların Napolyon’un güzergahından Moskova’ya varması olacaktı. Fakat Hitler ve kurmayları ana hedefler konusunda anlaşamadılar. Bütün komutanlara (OKW) göre orduların doğrudan Moskova’ya saldırması en mantıklısıydı. Fakat Hitler, sadece Moskova’nın ele geçirilmesini yeterli bulmuyordu. O’na göre önceli Baltık Kuvvetleri’nin ve Ukrayna’nın zengin kaynaklarının ele geçirilmesi gerekiyordu. Rusya’da ortaya çıkan Bahar yağmurları, Bug nehri ve kolları ise Mayıs ayında dahi taşkın gösterdikleri için harekat defalarca ertelendi.

  • Sovyetler Birliği'nde Savaş Hazırlıkları
    Kavgam

    Sovyetlerde Aralık ayında Generalleri ile birlikte konuşan Stalin, Mein Kampf’taki(Kavgam) Hitler’in sözlerine de değinerek Almanya’nın ülkesine saldıracağına emindi. Ve bu saldırıya karşı ülkesini korumak için sonuna kadar direneceğini belirtti. Hatta savaşı geciktirmek için ellerinden geleni yapacaklardı. Stalin, önceki telkinlere ve istihbaratçılar tarafından verilen bilgilere inanmadı. Hatta İngilizler, Ruslara olası savaş için bilgi sağlayınca; Sovyetler bunu bir savaş kışkırtması olarak gördüler. Bütün bu savaş senaryoları sonunda artık Sovyetler’in olası bir Alman saldırısı sırasında bir İngiliz desteğinin nasıl alınacağını belirlemesi için; 13 Haziran günü Sovyetler Londra Büyük Elçisi İ. M. Mayski, İngiliz Dışişleri Bakanı A. Eden ile bir görüşme yaptı. Konuşulan konuların önceliği İngiliz hava kuvvetlerinin savaşa katılması ve Sovyetlere yapılacak olan askeri yardımdı.

    Ayrıca Alman savaş taktiği gereği Stalin, Hitler’in çok cepheli bir savaştan kaçınacağından oldukça emindi. Hatta Almanların I. Dünya Savaşı yıllarında askerlerini Rus ve Fransız cephelerine bölerek hüsrana uğramalarının Führer’e bir ders olacağının altı özellikle çizildi. Sırf bu nedenle bile iki cepheli savaştan kaçan Almanya, Batı’da İngiltere ile savaşırken neden Ruslara saldırma ihtiyacı duysun ki?

    Elbette savaş ihtimali düşük olmasına rağmen böylesi bir saldırıda ülkenin gafil avlanması düşünülemezdi. Böylece tarihe “Stalin Hattı” olarak geçen savunma hattı ortaya çıktı. Bu hat, Baltık Ülkeleri, Polonya’nın yarısı ve Besarabya ve Kuzey Bukovina’nın ele geçirilmesiyle daha da uzadı. Ve yeni ülkelerin ele geçirilmesiyle birlikte Stalin Hattı değişmiş, onun yerine Molotov Hattı kurulmuştu. Fakat bu inşa sınıra yakınlığı nedeniyle alalen yapıldığı için pek etkili olmadı ve bilhassa inşa yavaş sürüyordu. Yapılan savunma hattı etkin olmayan bir amaca hizmet ediyordu. Çünkü Alman askeri kurmayları ateş güzergahları dahil hattın zayıf yanlarını çözmekte pek zorlanmadılar. Sonuçta bu başarısız hat, tarih 22 Haziran sabahını gösterdiğinde Alman topçu ateşi ile birlikte yerle bir edildi. Hatta daha Molotov Savunma Hattı yarımken Alman saldırısı başlamıştı.

    Savaşın kaçınılmaz olduğunun farkına varan Stalin, 5 Mayıs 1941 yılında Moskova’da askeri akademi öğrencilerine bir konuşma yaptı. Artık Almanlarla savaşın farkında olan Stalin, Molotov’un kurduğu hattın Alman saldırısına ne kadar direneceğini bilememekle beraber az da olsa zaman kazanmak niyetindeydi. Stalin askeri akademi öğrencilerinden tam destek ve moral istedi. Ayrıca Genel Kurmay Başkanlığı tarafından bütün askeri karargahlara Almanların olası saldırısına karşı gözü açık olmalarını bir direktif ile bildirdi.

    Sovyetler, Almanlara karşı sınırdaki beş askeri bölgeyi ve Sovyet donanmasını kullanacaktı. Bu tümenlerin toplamı 170 tank, mekanize, süvari ve piyadelerden oluşmaktaydı. Ayrıca tümenlerin 56’sı sınıra konuşlanırken geri kalan 114 tümen geride kalarak olası bir geri çekilme karşısında destek vereceklerdi. Fakat Alman saldırısının büyümesi üzerine 13 Haziran 1941 tarihinde bu tümenlerin de sınıra yakın bir yere konuşlanması için emir verildi. Sadece bu tümenler değil diğer askeri bölgelerdeki tümenler de Almanlara karşı savunma hattı oluşturmak için Batı’ya kaydırıldı.

    Sovyetler, Almanların fikrinin aksine güçsüz değillerdi. Özellikle Sovyetlerin mali gücü 1930 hamlesi ile birlikte daha da gelişmişti. Bu gelişim, endüstrileşme ve sanayi hamlesi halinde büyümesinin yanında büyüme hızı olarak ABD’den sonra ikinci sıradaydı. Hatta endüstrileşme ile birlikte edinilen bütün o mali kaynaklar ve güç Almaya’nınkine eşit ve askeri güçleri de yadsınamazdı. Ayrıca stratejik olarak geliştirilen Kızıl Ordu, 1936’lı yıllardan sonra çöl askeri ve komando mantığıyla askeri harekat kabiliyeti kazanmışlardı. O zaman Hitler ve OKW, hayati bir yanlışa sürüklendiler “Rakibini küçük görmek.”

    Alman ve bağdaşıklarının 4,5 milyonluk askeri gücüne karşın Ruslar, sadece 2,6 milyon asker ile topraklarını savunuyorlardı. Fakat Sovyet kaynaklarında belirtildiği üzere Sovyet asker mevcudu 5 milyondu. Fakat Sovyet askeri stratejisi bunu gerektirmekteydi. Batı hattını savunan askerlerden ayrı olarak, ülke içlerini korumakla görevli olan askeri kanat ilk yenilginin ardından ülkenin işgalini önleyecekti. Ayrıca Sovyetlerin ikinci kademesi 77 tümenden oluşmaktaydı ve bu tümenler de 13 Haziranda verilen emirle Batı hattını desteğe gitmişlerdi. Alman kuvvetlerinin geneli hakkında bir sayı verilmişti. Bu birliklerin 600 bin kadarı müttefikler tarafından sağlanmış ve operasyona sonradan dahil olmuşlardır. Ayrıca 3,3 milyonluk Alman askeri mevcudunun çoğu operasyonun ilk aşamasına dahil edilmemişlerdi.

    Almanların topladığı Mihver kuvvetleri toplam 3,9 milyonu bulmuştu. 22 Haziran tarihinde savaş başladığında Baltık Denizi’nden Karpatlar’a kadar uzayan 1.200 km’lik hatta 29’u zırhlı olmak üzere toplam 98 tümen saldırdı ve hat boyunca üstünlük hep Almanlarındı. Sovyetler batı özel askeri bölgesi dahilinde savunmaya devam ediyorlardı. Sovyetlerin saldırısı, stratejik ikinci kademe birlikleri yerlerine geçince ilk kademe birlikleri tarafından yapılacaktı. Bu da yaklaşık iki haftalık bir savunma anlamına geliyordu. Bu birliklerin yarıya yakını 200 km’lik şeritte konuşlanmıştı.

    Sovyetlerde savaş hazırlıkları devam ediyordu ve bütün halk, Almanlara karşı birleşmişti. Kızıl Ordu giderek güçleniyordu. Fakat 1941 yılı boyunca devam eden bütün çatışmalarda Almanların üstünlüğü barizdi. Sayısal verilerle Sovyet birlikleri Mikhail Meltyuhov tarafından şöyle açıklanmıştır: Kızıl Ordu toplam personeli 5.774.211. Bu sayının 4.605,321’i Kara Kuvvetleri, 475.656’sı Hava Kuvvetleri, 353.752’si Donanma, 167.582’si sınır muhafızları ve 171.900’ü de NKVD birimi personelidir.

    Almanlar sanayi devi olarak bilinse de bazı önemli askeri silah sayısında Sovyet üstünlüğü belirgindi. Örneğin Kızıl Ordu’nun tank mevcudu daha fazlaydı. Bu zamanda Kızıl Ordu envanterinde, 12.782’si Batı hattında olmak üzere toplam 23.106 tank bulunmaktaydı. Alman kuvvetlerinde saldırıya katılan tank sayısı ise sadece 3.200 kadardı. Ayrıca Almanların kullandıkları araçların çoğu Fransızların elinden alınan ve Kuzey topraklarına elverişsiz araçlardı. Batıda bulunan savunma hattından beş askeri bölgenin üçü Almanlar tarafından saldırı altındaydı. Ancak savaşın genel durumu Alman kuvvetlerinin hazırlıksız ve zayıf olduğunu gösteriyordu. Sovyetler de tam hazır değildi. Bölgelere yapılan ikmal, bakım ve istihbarat alımı oldukça zordu. Mühimmat ve telsiz yetersizdi. Bu eksikliklerinin yanında mühimmat ve akaryakıt stoklarının dışında ikmal için kullanılacak araçları da çok yetersizdi.

    Bir Kızıl Ordu Takımı Alman Saldırısını Bekliyor, 1941

    Almanların savaş taktiği ve eğitim üstünlüğüne karşı Sovyetlerin ağır silahlardaki üstünlüğü göze çarpıyordu. Böylece güç dengesi az da olsa sağlanmış oldu. Fakat Sovyet komuta kademesi, Stalin tarafından 1936-1938 yılları arasında yapılan “Büyük Temizlik” esnasında ordudan uzaklaştırılmışlardı. Hainlikle suçlanan 90 generalden sadece 6’sı, 180 tümen komutanından 36’sı ve 57 kolordu komutanından sadece 7’si hayatta kalmayı başarmıştı. Bu kara katliamı sırasında toplamda 30.000 Kızıl Ordu mensubu suçlu bulunarak idam edildi. Bu sayıdan kat be kat fazlası ise Sibirya’ya sürüldü ve yerlerine yeni askerler getirildi. Bu şekilde ordunun üst düzey komutanları öldürülünce yerleri mecburen daha deneyimsiz ve genç subaylarla doldurulmaya çalışıldı. Bu yaş uçurumu subayların Alman saldırısı sırasında bir yıllık görev süreleri ile daha iyi açıklanabilir. Ortalama bir Sovyet Kolordu komutanı, Alman tümen komutanından ortalama 12 yaş daha küçüktü. Alınan eğitimin yetersizliği ve savaş tecrübesizliği ile önemli kararların alınmasındaki korkaklık ve geri çekilme çok belirgindi.

    Tanklarda olduğu gibi aynı şekilde uçak sayısında da Sovyet üstünlüğü barizdi. Fakat bu uçakların çoğu eski modeldiler. Ayrıca Sovyet topçu birlikleri ileri ateş tekniklerinden de yoksundular. Ayrıca Sovyet hava unsurları öyle deneyimsiz davrandılar ki, adeta tek sıra halinde süzülüyorlardı. Bu durumda bu hava unsurlarının kolaylıkla Luftwaffe hava unsurları tarafından düşürülmeleri anlamına geliyordu. Ayrıca saldırıdan önce Alman hava unsurları (Luftwaffe) Doğu sınırında yüzlerce uçuş gerçekleştirmesine rağmen, Sovyetler bu uçaklara ateş açılmasını engellemişlerdi. Sovyet Hava Kuvvetleri’nin Finlandiya karşısında aldıkları zayıf zaferler, Luftwaffe hava unsurlarını cesaretlendirmişti. Ayrıca bu özgüvenin yanında Sovyet hava birlikleri olası bir 1942 Alman saldırısına karşı eğitim uçuşlarını hızlandırmışlardı. Fakat Sovyet pilotları Almanlara göre çok yetersiz bir deneyime sahiptiler. 22 Haziran 1941 taarruzundan Sovyetlerin elinde hazır durumda 201 MİG-3 ve 37 MİG-1 savaş uçağı vardı ama bunları kullanabilecek sadece dört pilot bulunmaktaydı.

    Genel olarak Kızıl Ordu, bir saldırı karşısında hazırlıksızdı. Ayrıca en büyük problem daha önce de belirttiğimiz gibi ikmali yapabilecek sevkiyat araçlarının yetersizliğiydi. Kızıl Ordu’nun elinde çok sayıda top bulunmakta fakat batarya ve mühimmat yetersiz kalmaktaydı. Ayrıca bu topların taşınması içinde araçlar yetersizdi. Hiç kuşkusuz Sovyetlerin en iyi hazırlanan birliği tankçılardı. Bu birlikler eğitim olarak yetersiz olmalarına rağmen diğer birliklere nazaran daha iyi durumdaydılar.

    Özet olarak Kızıl ordu, 1941 Alman taarruzu sırasında teorik olarak Alman güçlerine eşit görünse de aslında savaş meydanında eğitimsizlik ve tecrübesizlik kol geziyordu. Çünkü ordu hem eğitim, hem mühimmat hem de nakliye araçlarının yetersizliği ile boğuşuyordu.

  • Hitler’in Öne Sürdüğü İşgal Bahanesi

    Sovyetler gibi büyük bir ülkeye saldırının bütün Dünya kamuoyuna açıklanması zorunluluğu büyük bir sorundur. Bu nedenle saldırının hemen ardından büyük bir Kızıl Ordu komplosu ileri sürüldü. Bu durum, Sovyetlerin Batı sınırında yaptığı yığınağın bir Avrupa saldırısı için hazırlık planları olduğuydu. Hatta saldırıdan hemen sonra bu komplo teorisi, Wilhelm Keitel ve bazı üst düzey Wehrmacht generalleri tarafından da ileri sürülmüştü. Bu analiz, Mareşal Jukov önderliğinde ve Mareşal Vasilevski ve Mareşal Vatutin tarafından uygulamaya konulduğunda Kızıl Ordu’nun bu yığılımı kurduğu sonucu ortaya çıkmıştı. Ve ilk önemli hedef ise, Almanya’nın en önemli petrol kaynağı olan Romanya’ydı. Çünkü Romanya, Almanya’nın savaşı sürdürebilmesinin tek koşuluydu.

    Viktor Suvorov

    Aslında Viktor Suvorov’a göre Stalin, Hitler’i Batı için bir araç olarak kullandı. Aslında Stalin, Hitler’in adım adım ilerlemesini Batı Avrupa’da “Buz kıran” etkisi ile tanımlamaktadır. Çünkü saldırmacı bir Almanya demek düşmanları çoğalan bir Almanya ve güçsüzleşen kapitalist ülkeler anlamına geliyordu. Fakat kapitalist ülkelerin bu güçsüzlüğü, daha güçlü bir Sovyet hakimiyetine zemin hazırlayabilirdi. Bu durumun öncesi için Hitler’e gerekli tüm destek sağlandı. Ve Avrupa’nın Nazi işgalinden kurtarılması için Kızıl Ordu kıtayı tamamen işgal edecekti. İşte bu düşüncelere inanan Sovorov, tıpkı Hitler gibi Kızıl Ordu’nun Batı sınırındaki askeri birikimini bu durumla özdeşleştirmiştir. Böylece Sovyetler üzerine bir Barbarossa Harekatı düzenlemek aslında Almanya’nın Batının koruyuculuğunu üstlenmek olarak lanse ediliyordu. Fakat bu görüş, Mihail Meltyuhov gibi bazı düşünürler tarafından ise bir çarpıtma olarak görülüyordu. Karşı görüşe göre evet her iki tarafta bir askeri hazırlık mevcuttu; fakat bu askeri hazırlık karşı tarafın olası ani bir saldırısına karşı yapılan bir ön hazırlık manasındaydı. Bu düşünce her ne kadar dünya kamuoyuna gerçek birer düşünce olarak tanıtılsa da, tarihçilerin çoğu bunun gerçeği yansıtmadığı düşüncesindedir.

  • Alman (Mihver) Kuvvetleri
    1. Kuzey Grubu: Komuta, General Wilhelm von Leeb, Generşa Erich Hoepner’in 4. Panzer Ordusu’na eşlik eden iki ordu, 1. Hava Filosu ve Fin kuvvetlerinden meydana gelmektedir.
    2. Merkez Kuvvetler: Komuta da, General Fedor von Bock, alt kademede Günther von Kluge komutasında 4. Ordu, General Heinz Guderian’ın Guderian Panzer Grubu, General Adolf Straub komutasında 9. Ordu ve orduya bağlı olan General Hermann Hoth’un 3. Panzer Grubu ile 2. Hava Filosu’ndan meydana gelmektedir.
    3. Güney Grubu: Komuta da, Gerd von Rundstedt, müttefik olan bağdaşık ülkelerden toplanmış General von Kleist komutasında bulunan alt birlik, 1. Panzer Grubu ile 5. Hava Filosu’ndan teşkil edilmiştir. Ek olarak oluşturulan birlikler ise, Macar, Slovak, İtalyan kolordusu ile iki Romen ordusundan oluşturulmuştur.

    Tarihi kayıtlara göre Almanlar Doğu Cephesine, 19’u panzer, 15’i de motorize olmak üzere toplam 148 tümenle saldırmışlardır. Ayrıca savaş envanteri olarak Almanlar: 3.350 panzer, 7.184 hava ve top, 2.770 uçak, 6.000 motorlu vasıta ve 625.000 at ile Sovyetlere saldırmıştır. Askeri mevcut ise 2,5 milyon olarak belirlenmiştir. Ayrıca Hitler, Wehrmacht emrinde bulunan 10 Panzer tümenini bölerek 21’e çıkarmıştır. Her ne kadar savaş otoriteleri bu durumun tümenleri zayıf bıraktığını söylemişlerse de aslında Hitler geniş Sovyet topraklarına uygun bir strateji peşindeydi. Ayrıca zayıflatılmış bu tümenlerin etkinliği daha güçlü tanklarla telafi edilecekti. Çünkü bu son teknoloji tankların varlığı, Sovyetlerin geri savaş teknolojisi karşısında önemli bir üstünlük olacaktı.

  • Sovyetler Birliği Ordusu (Kızıl Ordu)

    Tarih 22 Haziran 1941’i gösterdiğinde, Almanlar Sovyet topraklarına saldırmıştı. Fakat bu esnada Kızıl Ordu Sovyetlerin Avrupa sınırında dört cephede savaşmaya hazırdı. Aslında Sovyet askeri birlikleri de Alman Kuvvetleri ordularının ayrımında kurulmuştur.

    Sovyet Kuvvet Kolları:

    1. Leningrad Askeri Bölgesi, Kuzey Cephesi.
    2. Baltık Özel Askeri Bölgesi, Kuzeybatı Cephesi (Mareşal Kliment Voroşilov).
    3. Batı Özel Askeri Bölgesi, Batı Cephesi (Mareşal Semyon Timoşenko).
    4. Kiev Özel Askeri Bölgesi ise, Güneybatı Cephesi’ne (Mareşal Semyon Budyonni) dönüştürüldü. Daha sonra Odesa Özel Askeri Bölgesi, 25 Haziran 1941 tarihli kararla Güney Cephesi olarak değiştirilmiştir.

    Orduların Kuzeybatı cephesi iki kanata bölünmüştü. Bu bölünme Kuzey Cephesi, General Markian Popov ve General Fyodor Kuznetsov komutasındaki Kuzeybatı Cephesi’ydi. Ayrıca deniz kuvvetleri olarak kurulan Kuzey ve Baltık filoları da Kuzeybatı yönetimine bağlanmıştı. Batı askeri cephesi ise, General Grigoryeviç Pavlov komutasında örgütlenmişti. Sovyet Ordularının Güneybatı Cephesi ise, General Mihail Kirponos komutasında Güneybatı Cephesi ve General Ivan Tyulenev komutasındaki Güney Cephesine ayrılmıştı. Ayrıca bu askeri bölgenin deniz kanadını ise Karadeniz Filosu oluşturmaktadı. 

  • İstilanın Birinci Aşaması (22 Haziran 1941-3 Temmuz 1941)

    Saldırının ilk aşaması Sovyetlerin Polonya’da aldığı önemli kentlere topçu ateşi ile başlamıştı. Mihver Kuvvetleri tarafından başlatılan 22 Haziran 1941 tarihli saldırı daha hiç bir şeyi değiştirmemişti. Ayrıca evet Alman kuvvetleri konusunda veriler doğruya yakın olmasına rağmen bu birliklerin çoğu cephe gerisindeydi. Tam olarak bilinmemesine rağmen 3 milyon civarında Alman askeri 22 Haziran tarihinde kendilerinden sayıca düşük Sovyet birliklerine karşı harekete geçtiler. Yaklaşık 3,5 milyon askerden sadece 500 bini Romen, Macar, Slovak ve Hırvat ve İtalyan müttefiklerden oluşmaktaydı. Öte yandan Sovyetler aynı sıralarda Finlandiya’da başlayan karşı savaş ile de uğraşmak zorundaydı. Finlandiya birlikleri Almanlarla aynı hedefleri istememekteydi ve ayrıca Musevi halka da düşmanca davranışlarda bulunmamışlardı. Mihver kuvvetleri arasında İspanyol tümeni ve kendilerini “Mavi Tümen” olarak adlandıran Falanjist bir birlik de bulunmaktaydı. Aslında Stavaka, Alman birliklerinin gece yarısında ilerlediği haberini almasına karşı saldırı sınırlı birlikler tarafından karşılanmıştı.

    Alman Hava Kuvvetleri (Luftwaffe)

    Ayrıca Almanların hava saldırısını sürdüren Luftwaffe hava unsurları, Sovyetlerin özellikle toplanma bölgelerini, geçici ikmal depolarını ve havaalanlarını imha etmek için birçok çalışma yürütmüştü. Fakat Luftwaffe unsurlarının merkez kuvvetleri, Sovyet Hava Kuvvetlerinin imhası için ayrılmıştı. Fakat Sovyetlerin öyle bir hatası vardı ki bu hata Sovyet hava unsurlarının toptan imhasına neden olacaktı. Farklı bölgelerde ayrı kuvvetler yerine uçakların toplu tutulmasına çalışılıyordu. Evet, bu düşünce daha harekatın ilk gününde kanıtlandı. Luftwaffe hava unsurları 1.489 Sovyet uçağını düşürmüştü. İlk olarak alınan bu veriler tahminiydi; fakat Hermann Göring tarafından bir enkaz taraması istendi ve ilk incelemede 2.000 uçak enkazı tespit edildi. Luftwaffe ise, ilk gün 35 uçağını kaybetmişti. Ayrıca Alman kayıtlarında saldırının ilk üç günü içinde 3.100 Sovyet uçağının düşürüldüğü belirtilmektedir. Hava verileri her ne olursa olsun artık Sovyet Hava Kuvvetleri artık susmuştu. 1941 yılı boyunca Almanların hava üstünlüğü devam etti. Sovyetlerin susmasının ardından Luftwafe hava unsurları karadan hareket eden Alman askerlerine destek verdiler.

    Hatta Sovyet askerleri saldırıyı Almanların başlatması için karşı taraftan gelen taciz ateşlerine kapılmadılar. Çünkü Stalin, savaş başlayıncaya kadar bu durumun bir Alman kışkırtması olabileceği kanısındaydı. Ayrıca savaşta bulunan General Tyulenev, Almanların saldırısından bir süre sonra Kremlin Sarayında General Jukov ile olan görüşmesini daha sonra kaleme aldığı “Üç Savaş Geçerek” isimli kitabında ele almıştır. Jukov, Stalin’in son ana kadar Alman saldırısına bir anlam veremediği, hatta gene düşüncesi, durumun Alman generallerin bir kışkırtması olduğu yönündeydi. Ayrıca Victor Suvoroz hatıratında savaşı şöyle anlatmaktadır:

    “Uçaksavar topları Alman uçaklarına ateş etmiyor, Sovyet avcı uçaklarının Alman uçaklarını düşürmesi yasak, Birinci Stratejik Kademe askerlerinin ise ellerinden mermileri alındı.”

    Sovyetler Birliği'nin Genel Karargahı: Stavka

    Ayrıca Sovyet birlikleri geri çekildikleri bölgelerdeki köprüleri atmamışlardı. Bu durum Almanların ilerlemesini daha da kolaylaştırdı. Fakat Alman kuvvetleri karşısında durabilecek kadar güçlü bir Sovyet gücü yoktu. Fakat Sovyet savunma durumu taarruzdan bir süre sonra saldırıya geçmek zorunda kaldılar. Hatta bu saldırılar Sovyet üst komutası olan Stavka’nın emirlerine aykırı olarak başlamıştı. İlk olarak Kuzeybatı birlikleri 22 Haziran sabahı Doğu Prusya’daki Tilsit yönünde taarruza kaldırıldı. Stavka tarafından gelen emirle saldırı gün boyu sürdü. Sovyetlerin Batı Cephesi, Polonya’nın Suvalki yönünde saldırıya başladı. Ayrıca Finlandiya’da bulunan Hanko Deniz Üssü, buradaki 19 adayı işgal etti. Ayrıca evet savaşta Sovyet hava unsurları yok edildiler; fakat saldırının ilk gününde bazı etkili saldırılar düzenlediler. Bu saldırılara örnek vermek gerekirse; Kuzey ve Baltık donanmalarına dahil olan 487 Sovyet hava unsuru, Finlandiya Havaalanlarına, 22 Haziran günü Köningsberg’deki Alman askeri tesislerine ve son olarak Romanya’da bulunan petrol tesislerine bomba atarak büyük zarar vermişlerdi.

  • Barbarossa Harekatı Savaş Cepheleri

    1. Kuzey Cephesi

    Saldırının kuzey kolunda Alman kuvvetleri karşısında Sovyet ordusu tam güçle beklemedeydi. Alman saldırısı 600 tanktan oluşan 4. Panzer Tümeni ve Sovyet ordularının arasından saldırıya geçecekti. Alman ordularının kuzey kolu, ilk olarak Neman Nehri ve Daugava Nehirlerini geçerek Leningrad yönünde ilerleyeceklerdi. Beklendiği gibi Kuzey Cephesi’nde Almanların üstünlüğü açıkça görülüyordu. Alman tankları saldırının birinci gününde 80 km’lik bir güzergahı yararak Neman Nehri’ne ulaşmışlardı. Wehrmacht saldırısı Sovyet 3. ve 12. Tank Tümenleri tarafından yapılan bir karşı saldırı ile püskürtülmüştü. Fakat Alman tankları kısa sürede toparlanarak Sovyet tanklarının etrafını çevirmek suretiyle düşman birliğini imha etmişlerdi. Kızıl Orduya bağlı olan bu Mekanize Kolorduların başarısızlık nedenlerinin başında yakıt ve mühimmat ikmalinde ortaya çıkan sıkıntıların etkisi bulunmaktaydı. Alman saldırısı 1. haftayı tamamladığında Sovyet Mekanize Kolordularının neredeyse tamamı imha edilmişti. Savaşları kazandıran ve kaybettiren elbette ki alınan kararlardı. Alman tanklarının Sovyetlere karşı aldıkları zaferden sonra Daugava Nehri geçildi ve Daugavpils yakınlarında Leningrad top atışı mesafesindeydi. Fakat Hitler’in, tankların saldırısı için piyade birliklerini beklemesini emretmesi durumu değiştirdi. Çünkü piyade birliklerinin tanklara yetişmesi 1 haftadan fazla sürmüştü. Bu fırsattan istifade eden Sovyetler Leningrad ve Luga Nehri barikatlarını daha da güçlendirme fırsatı buldular. Alman kuşatması bir anlamda Sovyet boyunduruğunda bulunan diğer milletler içinde büyük bir fırsattı. Örneğin Leningrad kuşatması sürerken Litvanya 22 Haziran tarihinde Sovyetlere karşı ayaklanmış ve ayaklanmasının ertesi günü bağımsızlığına kavuşmuştu. Çünkü Kızıl Ordu’nun kendi içindeki azınlıklarla uğraşacak vakti yoktu. Almanların Sovyetleri işgali demek Rusların tarih sahnesinden silinmesi demekti. Hatta Litvanya bağımsızlığını kazandıktan sonra yaklaşık 30 bin mensubu ile Sovyetlere karşı çatışmıştı. Alman kuvvetlerinin kuzeye doğru ilerlemesi orada bulunan yerli halk içinde adeta bir bağımsızlık ışığıydı. Litvanya’nın ardından bu sefer de Estonya Sovyetlere baş kaldırmıştı. Almanların 18. Birliğinin Finlandiya Körfezine vardığı 7 Ağustos 1941 tarihinde Estonya saldırısı da sona ermişti.

    2. Savaşın Merkez Cephesi

    Barbarossa Harekatı Alman Tankçıları

    Sovyet savaşının merkezinde Alman orduları karşısında 3, 10 ve 11. Sovyet Orduları vardı. Sovyetler bu cephede arazinin çıkıntılı yüzeyinden faydalanarak kendilerine Bialystok civarında siper kurmuşlardı. Aslında bu savaş cephesi çok stratejik bir öneme sahiptir. Çünkü hem Beyaz Rusya, Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti başkenti Minsk’e yakın hem de son derece mühim olan bir demiryolu ve karayolu güzergahında bulunmaktaydı. Bu cephede Alman Merkez kuvvetlerini General Heinz Guderian ve General Hoth komuta etmekteydi. Bu kuvvetlerin öncelikli hedefi Sovyet unsurlarının geri çekilmesinin önlenmesi ve Minsk’in ele geçirilmesiydi.  İlk olarak Alman 3. Panzer grubu Sovyet hattını yararak Neman’ı geçti. Bu saldırının hemen ardından biraz daha güneyde bulunan Polonya SSCB hattını geçti. Bug Nehri de 2. Alman Panzer grubu tarafından rahatlıkla geçildi. Aslında Sovyet birlikleri önceki tecrübelerine dayanarak sınır hattında büyük bir saldırı ile asker kaybı yaşamayı göze alamadılar. Ayrıca Panzer gruplarının bu ilerleyişinin ardından Alman kara unsurları da, Bialystok mevzilerinde bulunan Sovyet askerini kuşatmışlardı. Moskova’da savaşın ilk vehameti çok sonradan yankı bulmuştu. İlk ılımlı düşüncelerin ardından kendine gelen Sovyet Mareşal Timoşenko, Kızıl Orduya genel taarruz emri verdi. Fakat Alman Hava unsurları ve Kara askerleri tarafından ikmal ve mühimmat istasyonları imha edilmiş, iletişim hattının sağlıklı olmaması nedeniyle Sovyet Karşı Saldırısı defalarca başarısızlıkla sonuçlandı. Fakat daha sonraları baskıyla imzaladığını ileri sürdüğü ve Stalin kokan 3 numaralı emir General Jukov tarafından imzalandı. Bu emir, her ne şartta olursa olsun Kızıl Ordunun mutlak taarruz emriydi. Emirler açıktı: Ordular ilk olarak Suwalki’yi düşman işgalinden kurtaracak. Vladimir-Volynia bölgelerinde bulunan düşman unsurları imha edilecek ve son olarak Lublin bölgesi, 24 Haziran tarihinde mutlak olarak ele geçirilecekti. Sovyetlerin 3 Numaralı Emri, Sovyetlerin sağlam kalan birliklerinin de, Alman unsurlar tarafından imhası ile sonuçlandı. Kızıl Ordu’da düzen bozuldu ve laçkalık baş gösterdi. Sovyetlere karşı alınan bu zaferin ardından General Hoth komutasındaki Wehrmacht birlikleri 26 Haziran 1941 itibariyle Minsk’i ele geçirdiler. Böylece birlikler ileri Alman unsurları ile kentin doğusuna doğru ilerlemişlerdi. Artık Almanlar, Sovyet topraklarında 320 km gibi bir mesafe kat etmişlerdi. Artık Moskova’ya ulaşmak için yolun 3/1’inin kat edilmişti. Almanların bu ilerleyişi esnasında Polonya sınırı ile Minsk arasında 32 Sovyet Piyade tümeni, 8 tank tümeni, süvari ve topçular kuşatılmıştı. Minsk’in ele geçirilmesinin ardından General Hoth ve General Guderian, geride hafif piyade unsurları bırakarak ana kuvvetlerle ilerlemeyi düşünürken; General Kluge ileri giden iki Panzer grubunu kullanarak sıkışan ve kuşatma altında olan Sovyet unsurlarını imha etmeyi teklif etti. Evet, Hitler, General Kluge ile aynı doğrultuda bir karara vardı ve ileri gidecek olan panzerlerin durması emri verildi.

    3. Güney Cephesi 

    Sovyet cephesinin güneyinde, Alman kuvvetlerinin karşısında 5, 6 ve 26. Sovyet Orduları savaşdılar. Bu cephede Sovyet komutanlar daha kararlı hamleler yaparak ilk bakışta Almanların çabuk ilerlemesini önlediler. Bu Alman piyade saldırıları Sovyet ara hatlarına yapıldı. Fakat Almanların 600 tanktan oluşan 1. Panzer grubu ise, Brody yönünden cephesinin sağ kanadını koruyan 6. Sovyet Ordusu üzerine saldırı başlattı. Alman tankları ilerlerken Sovyetlere ait 1000 tank, 26 Haziran tarihinde 1. Panzer birliğine saldırmaya başladılar. Barbarossa Harekatı’nın en kanlı muharebelerinden olan bu çatışma dört gün sürdü. Bu saldırı sonunda sayıca üstün olan Alman kuvvetlerinin üstünlüğü olsa da Almanlar bu sefer 1. Panzer Grubu olarak çok ağır kayıp vermişlerdi. Bu Tank saldırısının başarısız olması nedeniyle Kızıl Ordu, stratejik olarak zayiat vermeden geri çekilme kararı aldı. Harekatın ilk haftası geride kaldığında, Almanların 3 Alman Ordu Birliği, önceden belirlenen hedeflere ulaşmışlardı. Fakat Minsk ve Bialystok bölgelerinde Sovyet kuvvetleri direnmeye devam ediyorlardı. Çünkü bu Sovyet çemberlerinin aşılması, Almanlara büyük asker kayıplarına neden oluyorlardı. Artık Sovyet birlikleri de Alman Ordularına karşı zafer alıyorlardı. Fakat Kızıl Ordunun saldırılar sonucu askeri kaybı, 600.000’lerle belirtilmektedir. Sovyet Hava Kuvvetleri ise, Kiev üzerinde 1.561 uçak kaybetti. Sovyet kayıplarının belirtilmesi ve savaşın bitmesinin ardından Hitler, savaşın çok stratejik bir üstünlükle bitirildiğini belirtti. Sovyet Ordularının son direnişlerinden sonra Alman kuvvetlerinin Moskova’ya varışı 11 hafta gecikmişti. Hatta Sovyetlerin bu son savunmalarıyla General Kurt von Tippleskirch, “Ruslar bir savaş kaybetti fakat bir askeri sefer kazandı” diye aktardılar.

  • İstila Yeni Bir Boyut Kazanıyor - İkinci Aşama Smolensk Taarruzu

    Tarihler 3 Temmuz sabahını gösterdiğinde Stalin ulusa seslenişini yapmaktaydı. Moskova radyosunda Stalin, halkı Alman istilasına karşı savaşmaya çağırmıştı. Özellikle saldırının artmasından sonra halka, geri çekilme esnasında bölgenin erzak ve kullanılır malzemeden arındırılması çalışmalarına yardım etmeleri gerektiği belirtiliyordu. İlk tank ilerlemesi sonucunda kuşatılan Sovyet birliklerine Alman Piyadelerinin ulaşması üzerine, Hitler 3 Temmuz tarihinde tankçılara ilerlemeye kaldıkları yerden devam etme emri verdi. Fakat Sovyet topraklarında artan yağmur ve çamur, ayrıca şiddetli Sovyet savunması nedeniyle panzer birlikleri çok ilerleyemediler. Bu Alman duraksaması aslında Sovyet komutanların Wehrmacht Merkez Kuvvetlerine topyekün bir saldırı fırsatı doğurdu. Fakat buna rağmen 11 Temmuz Alman Ordugah kayıtlarına göre, 329 bin tutsak, 1.800 top ve 3.340 zırhlı araç ele geçirilmişti. Ayrıca yine aynı kayıtlara göre yaklaşık 89 Sovyet tümeni tamamına yakın mensubuyla imha edilmişti.

    Alman saldırısı devam ediyordu. General Guderian, Dinyeper’in saldırıya açık olan üç noktasını 10-11 Temmuz tarihlerinde zapt etti. Fakat General’in emrinde olan işgal kuvvetlerine kanatlardan yoğun Sovyet saldırısı sürmekteydi. Fakat bu saldırılar anlamsız kalmış ve Almanlar 20 Temmuz tarihinde Smolensk kentini işgal etmişlerdi. Alman ordusunun merkez kesimi ise, 20 Temmuz tarihinde Desna’yı kontrol altına alarak Elnya’yı işgal etmişlerdi. Burada Moskova ana hedef olduğu için başkente giden önemli yolların tutulması için Smolensk’in ele geçirilmesi şarttı. Fakat Smolensk, altı Sovyet ordusu tarafından savunulmaktaydı. Alman kuvvetlerinin ilerleyişi sürerken Sovyet birlikleri 700 tankın nezaretinde Alman 3. Panzer Ordusuna saldırmışlardı. Fakat Sovyetlerin bu amansız mücadelesi sonuçsuz kalacaktı. Alman kuvvetleri tanklarının donanımının yanı sıra Hava unsurları tarafından da büyük destek görmekteydiler. Sovyet ordusunun püskürtülmesinin ardından Alman 3. Panzer Grubu kuzeyden; Alman 2. Panzer Grubu ise güneyden Smolensk yönünde taarruza geçmişlerdi. Bu iki tankçı birliğinin arasında kalan Sovyet birlikleri ise adeta bir cendereye düşmüşlerdi. Sovyet askerlerinin bütün direnişine rağmen kuşatma 26 Temmuz tarihinde sona erdi ve 180.000 Sovyet askeri Almanlara esir düştü. Bahsi geçen kuşatma, toplamda 10 gün süren amansız bir çatışmalar silsilesi olduğu gibi bu kıskaçtan kurtulmayı başaran 10.000 Sovyet unsuru ise Moskova yönünde geri çekilmeyi başarmıştı.

    Smolensk Muharebesi Hazırlıkları

    Smolensk Muharebesi Almanların üstünlüğü ile sonuçlanmış ve Times dergisi şu tarihi başlığı atmıştı: “Hitler Kızıl Ordu’yu yok edecek.” Fakat bu zafer Almanların mutlak üstünlüğü anlamına gelmiyordu. Çünkü yapılan muharebede evet Alman kuvvetleri uzun mesafeler kat etmişti; fakat bu mesafeler geçilirken kendi askerlerinden 28.000 ölü olmak üzere toplamda 390.000’ini kaybetmişti. Fakat bu savaşın arka planında, artçı saldırıların başladığı ve Polonya saldırısı ile başlayan 1 Eylül 1939 tarihinden itibaren başlayan Barbarossa Harekatında 22 Haziran 1941 tarihine kadar olan Polonya, Norveç, Fransa, Kuzey Afrika ve Balkanlardaki asker kayıpları da belirtilen rakamlara eşdeğerdi. Savaş sonucunda ortaya çıkan kayıplarda 700.000 Sovyet askeri esir alınmış olsa da, diğer taraftan Nazilerin asker kayıpları tüm birliklerin % 11’inden daha fazlaydı. Ve tarihler ilerliyor ve Alman saldırısı giderek artıyordu. Fakat savaşın başka bir yüzü olan Sovyet cephesinde artık halk tamamıyla seferber olmuş ve Almanlar, Sovyet cesetleri arasında kadın askerlere rastlamaya başlamışlardı. Harekat dördüncü haftasına ulaşmıştı. Fakat Alman Komutanlar Sovyetleri çok hafife aldıklarının farkına yeni varabilmişlerdi. Beklenmedik infilak olan zincirleme sorunlarla birlikte Almanlar, stratejik noktalara varamadan bütün cephane ve yakıtlarını tüketmişlerdi. Hitler, harekatın yavaşlaması emrini verdiğinde ordular yeni bir savaş planı için zaman kazanmış oldular. Hitler, Almanların kuşatması altındayken yüz binlerce Sovyet askerinin kuşatmadan kurtulmasını bir hayal kırıklığı olarak adletti. Bu başarısızlıkların ardından Hitler, Sovyetlere karşı ekonomik bir saldırı planlamaya başladı. Bu ekonomik saldırıların içinde, ülkeyi besleyen Harkov ve Donets Havzalarının işgaline ek olarak Kafkasya’nın içinde bulunan petrol sahalarına karşı bir dizi saldırı da bulunuyordu. Ayrıca Hitler, Leningrad’ın en kısa sürede ele geçirilmesi ve kuzeyde bulunan Finlerle yakın temas kurulmasını istiyordu.

    Fakat Alman generallerin çoğu, birliklerin parçalanması taraftarı değildiler. Bütün üst düzey komutanların aklında devletin kalbi olan Moskova’nın ele geçirilmesiyle birlikte ele geçirilecek mutlak üstünlük vardı. Ayrıca sadece devletin başkenti olması değil; her şeyden öte de Moskova, bütün ülkenin ekonomik kalbi ve yönetim sisteminin beyniydi. Ayrıca Sovyetlerin mutlak imhası demek, Kızıl Ordu’nun Moskova’da toplanan birliklerin imhasıyla mümkün olabilirdi. Fakat Hitler, General Guderian ve alt kademesi olan General von Bock’un bu fikrine uymayarak panzer gruplarının harekatını durdurarak kuzeye ve güneye kaydırılmasına dair emir verdi.

  • Barbarossa Harekatı’nın Sonuçları ve Önemi

    Hitler, Moskova saldırısının evvelinde ana birliklere Ukrayna’nın ele geçirilmesini emretmiştir. Böylece Güneyde bulunan Alman birliklerinin sol kanadı güven altına alınmış olacaktı. Fakat bu durum Sovyet başkentinin genel taarruzunu geciktirmiştir. Çünkü Merkez Ordudan ayrılan ve Güney hattına yardıma giden birlikler Moskova kuşatmasına geri döndüklerinde karşılarında daha da güçlenmiş bir Kızıl Ordu ile karşılaşmışlardı. Bununla birlikte Sonbahar yağmurları ve ardından yağan kar Alman ileri harekatını durdurdu ve birlikler geri çekildi.

    Ayrıca Sovyetler, ilk saldırının ardından bütün halk olarak Alman saldırısına karşı koyunca, Alman birlikleri hiç beklemedikleri bir dirençle karşılaştılar. Özellikle Beyaz Rusya’da bulunan Brest direnci, Rus mücadele azminin en güzel örneğidir. Çünkü Almanlar tarafından saatler içinde düşürülen bu siperlerde Ruslar haftalarca direnmişlerdir. Hatta Sovyetler tarafından yapılan açıklamada Brest Savunmasının Almanlara altı hafta direndiği iddia edilmişti. Bunun yanı sıra uçsuz bucaksız Sovyet topraklarındaki ikmal hatları uzamaya başlayınca Sovyet partizanları tarafından yer yer saldırıya uğradılar. Ayrıca Sovyetlerin bir savaş taktiği vardı ki, Fransızların felaketi olan ve geri çekildikleri bölgelerde hiçbir yaşam veya savaş malzemesi bırakmamaları Almanları adeta perişan etti.

    Bütün bu olumsuzluklar, Alman ilerlemesini durduramadı. Yer yer geri çekilmeler, zaferler, Sovyet ordularının kuşatılması, esir edilmesi veya imhası ile sonuçlanan çatışmalar yaşandı. Özellikle Kiev’de yaşanan savaş çok ağır oldu. Alman Güney Orduları 19 Eylül 1941 yılında şehri ele geçirmişti. Ayrıca kuşatılan Sovyet Ordusundan 665 bin asker esir edildi. fakat Alman saldırısına karşı Kiev halkı kahramanca savaşmıştı. Daha sonra bu kahramanca mücadele herkesin akıllarına kazındı ve Sovyetler tarafından övgülerle mükafatlandırıldı.

    Alman Kuzey Orduları, Baltık Ülkeleri güzergahından ilerleyerek 1941 yılının Ağustos ayında Leningrad’ın güneyine ulaştılar. Burada Kuzey Grubu, sert bir Sovyet saldırısı ile durduruldu. Bu durumda Alman komutanlığı saldırıda askerlerini kaybetmekten endişelenince; kentin işgali yerine kuşatılarak teslim alınmasına karar kıldılar. Çünkü kuşatma ile kent, açlık ve sefaletle teslim olacaktı. Fakat Almanların bu kuşatmasına direnişle karşı koyuldu. En sonunda Alman birlikleri karşı direnişle 1944 yılının başlarında geri püskürtülmüştü. Stalingrad, Sovyet kayıtlarına “Kahraman Kent” olarak geçmiştir.

    Barbarossa Harekatı’nın ana planlarının haricinde Alman Orduları, Finlandiya’nın Petsomo bölgesinde bulunan nikel madenlerini de işgal etmişti. Bir başka saldırı ise, “Gümüş Tilki Operasyonu” olarak bilinen ve Haziran 28, 1941 tarihinde Murmansk’a düzenlenen operasyonlar birliğidir. Alman kuvvetler her ne kadar Sovyetlere karşı direndilerse de, geri çekilirken saldırı ve kış koşullarında ağır kayıplar verdiler.

    Ayrıca operasyonların ana hedefi olan Moskova’nın ele geçirilmesi, günümüz tarihçilerini ikiye bölmüştür. Acaba Sovyet birlikleri geri çekilmiş ve Moskova Almanların eline geçmiş olsaydı, bu durum mutlak Alman zaferi olur muydu? Fakat Almanlar bu ana hedefe saldırıda defalarca başarısız oldular. Almanların Ruslara saldırması ile birlikte çıkarları en son Mançurya bölgesinde zedelenen Japonya, Aralık 1941 tarihinde Almanya ile birlikte ABD tehdidine karşı ittifak kurmuştu.

    Evet Almanlar ana hedefe ulaşamadılar. Fakat bu denli kapsamlı bir saldırı ile Sovyetler çok ağır kayıplar yaşamışlardı. Almanlar geri çekiliş ve karşı saldırı ile sürdürdükleri savaşta, Sovyetlerin batı kesiminde bulunan toprakların büyük bir kısmını işgal etmişlerdi. Bugünkü Ukrayna, Beyaz Rusya ve Baltık Denizi topraklarının çoğu, Alman işgaline uğramıştı. Alman kuvvetleri bu operasyonda 1.690 km ilerleyerek toplamda 3.100 kmlik cephe hattına ulaşmışlardı. Sonuç olarak 1,3 milyon kilometrekarelik Sovyet toprağı ele geçirilmişti. 1941 yılında işgal toprakları üzerindeki nüfus toplam 75 milyondu. Fakat bu işgal bölgelerinde süren karşı saldırılar ile bölgeler tamamen hiçbir zaman ele geçirilmemişti. Almanlara duyulan kin harekete geçmişti. Çünkü Hitleri operasyon başından itibaren acımasız emirler vererek bu nefreti hak etmişti. Çünkü Hitler nasıl ki Yahudilere zulüm ettiyse, Slav Halklarına da aynı bakış açısıyla yaklaşıyordu. Almanların bu tutumu, halkın tepkisini kısa sürede çekti. Fakat örneğin Ukrayna’da halk, Almanların Stalin’den kurtulmalarına yardım edeceği ümidiyle Nazi birliklerine yardım etmişlerdi. Kızıl Ordu birlikleri bu bölgelerden savaş bölgesine aktığında bu bölgelerdeki yerel çete faaliyetleri Alman desteğiyle birlikte çok artmıştı. İlk zamanlardan itibaren iki taraf da çok direnince muharebelerde çok ağır kayıplar yaşandı.

    Barbarossa Harekatı’nın daha ilk başlarında 1941 yılı saldırılarında Sovyet Ordusu çok ağır kayıplar vermişti. Ayrıca bu Sovyet Kayıları Samuel W. Mitcham tarafından listelenmiştir. Bu listedeki bölgeler: Rossinzny, Bialistok-Minsk, Simolensk, Roslavl, Gomel, Divina, Staraya Russa, Luga, Revla, Galaysa, Uman, Jitomir, Valday Tepeleri, Kiev, Viyazma-Biryansk, Nikolav, Dinyeper Kıyıları, Mariupol, Kırım ve Donetz Havzası’dır. Bu bölgelerde Sovyetler 3 milyon askerini, 14.122 tankını, 26.803 top ve havanı kaybetmiştir. Bu asker kayıpları öldürülen değil, esir edilen Sovyet askerleridir. Ölü sayısı da eklendiğinde Sovyet kayıpları muazzam rakamlara ulaşmaktadır.

    Kızıl Ordu, 1941 yılında Almanlara karşı asker kayıplarının yanı sıra, askeri malzeme ve akaryakıt olarak da büyük kayıplar yaşamıştır. Örneğin Sovyetlerin Batı Cephesinde savaşan birliklerinin bıraktığı malzeme miktarı 4.216 vagondur.

    Evet son olarak Doğu Cephesi kayıtları olumsuzdur. Savaş burada dört yıl sürmüştü ve ölü sayısı hakkında net bir sonuç elde etmek olanaksızdı. Fakat Batılı öngörülere göre askeri kayıtlarda Sovyet askeri kaybı 7 milyon olarak gösterilmiştir. Fakat askerlerin yanı sıra Sovyetlerin sivil kayıpları ise halen tartışma konusu olmakla birlikte 20 milyon olarak belirtilmektedir. Bu savaşlardaki Alman kaybı ise 4,3 milyon Alman ve 900 bin müttefik kuvvetli olarak belirtilmiştir. Hiç şüphesiz Barbarossa Harekatı, Dünyanın gördüğü ve yaşadığı en kanlı istila girişimlerinden biridir. Sovyetler Birliği son Alman saldırısının ardından 1929 yılında imzalanan Cenevre Sözleşmesi’ne dahil olmadığına pişman olmuşur Yalnız kalan Sovyetler 1941 yılında Alman saldırısının bir ay sonrasında, I. Lahey Sözleşmesi’ne katılmak için harekete geçmiştir. Fakat Nazi Yönetimi bu üyeliğe de darbe vurmuştur.

  • İstilanın Üçüncü Aşaması - Güney Birlikleri ve Kiev (2 Ekim-5 Kasım 1941)
    Moskova Muharebesinde Cepheye Giden Sovyet Askerleri

    General Halder ve aynı düşüncede mutabık olan bir grup, saldırının Moskova yönünde devam edilmesini ve Moskova önlerinde biriken Sovyet birliklerinin imha edilmesini öngörmüşlerdir. Fakat Hitler, Fransa’nın içine düştüğü bir yanlışın aynısı yaşamamak için ekonomik saldırı planından yanaydı. Çünkü Alman ordularının Moskova önlerine gelmesi ve şehri alması kolaydı; fakat kızıl ordunun Moskova gerisine çekilmesi demek, Almanların uçsuz bucaksız Sovyet topraklarında yavaş yavaş ölmesi demekti. Rusların istedikleri durum da bundan ibaretti. Asıl önemli olan saldırı düzeninde yapılan bir değişiklikle, Napolyon’un düştüğü hatanın telafi edilmesidir. Ancak orduların ikiye bölünerek kuzey ve güney yönünde bir kuşatma yapması Alman zaferini daha da perçinleyebilirdi. Ayrıca Hitler, komutanlarına şu durumu izah etmişti. Sovyetlerin bütün gücüyle başkentini savunmak için Moskova’ya akması demek, güney ve kuzey siperlerinin askerden arınması demekti. Böylece buralardaki harekatlar daha kısa zamanda ilerleyecekti. Hitler, mutlak zafer için saldırının tek koldan yapılması yerine merkez kuvvetlerinin oylamacı taktiği ile temsili bir kuşatma yapılmasını ve ardından Moskova’nın iki koldan kıskaca alınmasını ve bununla birlikte Sovyet unsurlarının geriye çekilmesinin önlenmesini öngörüyordu. Bilindiği üzere kıskaca alınan Kızıl Ordunun iki seçeneği olacaktı. Ya silah bırakıp teslim olacak, ya da savaşıp cephanesi tükendikten sonra imha edileceklerdi. Hitler Moskova kuşatmasında genel bir Cannae tipi operasyon planlamıştı.

    Savaş planı hazırlanmıştı. Hitler, bu düşüncesini 19 Temmuz günü bütün Wehrmacht birliklerine iletmişti. Emre göre önce de belirtildiği üzere Merkez Kuvvetleri grubundan iki panzer ayrılarak bu panzerlerden General Guderian komutasında bulunan birlik Kiev yönünde güneye, General Hoth komutasında bulunan birlikler ise, Moskova-Leningrad güzergahının kontrolü için kuzeye hareket edeceklerdi. Bu operasyonda Merkez Orduları temsili olarak saldırı unsuru mahiyetinde sadece piyade birlikleri ile saldıracaktı. Evet, plan çok dahiyaneydi; fakat kağıt üzerinde yazılıp çizilen mesafeler ve savaşın o özel şartları Almanları çok yanılttı. Çünkü bu operasyonun mantıklı sürmesi için Smolensk-Roslavl güzergahında bulunan Sovyet askerlerinin imhası şarttı. Ve bu imha ya da geri çekiliş çok uzun sürdüğü için operasyon ancak Temmuz ayı sonunda tamamlanabildi. Ayrıca bu cephe temizliğinin ardından yapılacak olan büyük kuşatma için de araçların tamiratı ve bakımı için bir ay daha ayrıldı. Hazırlık tüm hızıyla devam ederken bir yandan da General Halder ve Mareşal Brauchitsch Hitler’e saldırının Moskova’ya yapılması yönünde bir öneride bulundular. Fakat bu hareketleri tekrar olumsuz bir sonuçla cevaplandı. En sonunda Ağustos 21’de Panzer grupları güney ve kuzey kollarından ilerlemeye başladılar. Aslında bu saldırılar başlamadan önce güney ve kuzey kollarının karşılaştıkları Sovyet unsurlar Hitlerin endişesini doğrular nitelikteydi. Velev ki, Güney Ordular grubuna bir Sovyet taarruzu başlamıştı. Sovyetlerin Pripyat Bataklığı’ndan yaptıkları bu saldırı ve Almanların General Reichenau komutasında bulunan 6. Ordusunun Kiev önlerinde duraksaması bu durumu kanıtlar nitelikteydi.

    Temmuz ayları ortalarında Alman birlikleri Pripyat Bataklığının Güney yakasından Kiev’e yaklaşmışlardı. Ayrıca enteresan bir durum olarak Alman 17 ordusunun doğuya ve 1. Panzer grubunun güneye doğru ilerlemesi sonucu Uman bölgesinde bulunan 3 Sovyet ordusu adeta tuzağa düşmüştü. Alman piyadelerinin burada cebi daralmıştı ve fırsat bu fırsat tanklar Dinyeper Nehrini geçtiler. Ayrıca merkezde ayrılan 2. Panzer Ordusu, 2. Ordu’nun sağ kanadından Desna Nehri’nin geçtiler. Böylece tankların bu ani ilerleyişi ile birlikte dört Sovyet Ordusu adeta cenderede kalmışlardı..

    Leningrad Kuşatması

    Operasyonun başlaması mühimdi; fakat bu saldırının öncesinde Moskova’nın önemli bir besleyeni olan Leningrad alınmak zorundaydı. Bu nedenle Alman 4. Panzer Grubu’na son taarruz için takviye kuvvetler eklendi. Burada 18. Ordu ve Estonyalı Orman Kardeşler, Sovyet ordularını egale ederek Peipus Gölü’ne ilerledi ve en sonunda Alman 16. Ordu’su 8 Ağustos tarihinde Sovyet savunmasını dağıttı. Ayrıca takviye kuvvetler birlikte güçlenen 4. Panzer Ordusu Ağustos ayı sonuna kadar Leningrad güzergahında 48 km’lik bir mesafe katettiler. Bu arada Fin kuvvetleri de Ladoga Gölü’nün her iki yakasından ilerleyerek Kış Savaşı öncesi Sovyet-Fin resmi sınırlarına kadar ulaştılar.

    Artık Alman kuvvetleri büyük saldırılar ve keskin savaşlara girişmişlerdi. Verilen bütün bu kayıpların ardından artık barışçıl düşünceler yok olmuş ve Hitler tarafından Sovyet Ordularının imhası emri yayınlanmıştı. Bu emrin ardından uzun süredir teslim ol çağrılarında bulunulan Leningrad’a nihai taarruz emri verilmişti. Tarih 9 Eylül 1941’i gösteriyordu ve Leningrad işgali başladı. Ordular bu emirler birlikte on gün içinde 11 km mesafe alabilmişlerdi. Evet, ilerleme sağlanmıştı; fakat Alman askerlerinin kayıpları giderek ciddi boyutlara ulaşmıştı. Bu durumun akabinde Alman Lider Adolf Hitler, Leningrad’ın ele geçirilmesini iptal etti. Artık kentin açlığa ve ölüme mahkum edilmesi fikrini benimsemişti. Çünkü kentin işgaliyle ilgilenecek Kuzey Ordularının bir kısmının Merkez Kuvvetlere katılması Moskova kuşatması için şarttı. Leningrad artık düşünülemezdi. Savaşın sonlandırılması gerekiyordu.

    Artık bütün Alman komuta kademesi Moskova işgali için çalışıyordu. Fakat bilindiği üzere Alman kuvvetlerinin Kiev saldırısını tamamlaması operasyon için hayati önem taşımaktaydı. Güney Ordularına, Merkez Kuvvetleri tarafından yardım sağlanması şarttı. Bu sebeple Merkez Kuvvetleri Kiev yakınlarında bulunan Sovyet unsurlarını güneyde kuşattı ve Güney Alman Kuvvetleri ise bu Sovyet unsurlarını Kuzeyden kuşatınca, 16 Eylül 1941 tarihinde Sovyet Ordusu tamamen kuşatılmış oldu. Sovyet kuvvetleri kuşatıldıktan sonra asker kayıpları olmaması için Hava Kuvvetleri ve top, tank gücüyle imha edildi. On gün süren çatışmaların ardından Sovyetlerin 43 Tümeni savaş dışı kaldı. Alman kaynaklarında bu kuşatma sonunda ele geçirilen esirlerin 600.000 olduğu söylense de, gerçekteki veriler Sovyetlerin 452.720 asker ve rütbeli, 3.867 adet top ve hava mevcudunda olduğu yönündedir.

  • İstilanın Dördüncü Aşaması

    1) Merkez Cephesi, Tayfun Harekatı (2 Ekim-5 Aralık 1941)

    Bahsi geçen ana unsur, Moskova’ya yapılacak olan saldırının kalbi olan bu evredir. Çünkü Ekim ayının gelmesiyle zaten zar zor ilerleyen Alman zırhlıları yağmurla birlikte iyice balçığa bulanmıştı. Fakat bu dönemde Merkez Ordular Gurubu’na Moskova güzergahında ilerleme emri verildi. Ayrıca Almanların Kuzey, Güney ve Merkez planlarında köklü değişikliklere gidildi. Bu durumda Kuzey Grubu, bünyesindeki askerleri Merkez Grubuna aktardığı için Leningrad üstünde kurduğu kuşatma çemberini daraltmak zorunda kaldı. Güney Grubu ise, iki panzer ve bir de motorize tümen olmak üzere üç birliğini Merkez Gruba aktardı. Ayrıca Güney Grubuna, Kırım, Harkov ve Rostov yönünde tam saldırı görevi verildi. Çünkü bu durumda Moskova saldırısı için Merkez Kuvvetlerin çok güçlü olması gerekiyordu. Son eklemelerin ardından Merkez Kuvvetleri: 46 Piyade Tümeni, 15 Panzer Tümeni, 9 Mekanize Tümen, 6 İnzibat Tümeni ve bir süvari tümeni olmak üzere toplamda asker sayısı olarak 1,5 milyonluk bir insan kuvvetiydi.

    Alman Panzerleri

    Artık 2. Panzer Grubuna dahil olan 38. Panzer zırhlı birliği Kremlin’in kulelerini görebiliyordu. Çünkü 38. Panzer bölüğü, Moskova’ya sadece 16 km uzaklıkta bulunan Lobnya’nın güneyinde bulunan demiryolu hattında ilerlemekteydiler. Moskova’ya yaklaşıldıkça Sovyetler kendi topraklarında bulunmanın verdiği rahatlıkla artık Almanlara üstünlük sağlıyorlardı. Çünkü Moskova Muharebesi esnasında takvimler 1 Aralık 1941 yılını gösterdiğinde Kızıl Ordu güçleri gayet rahat bir şekilde Sibirya’dan gelen birliklere ordularını tazeliyorlardı. Almanların işi çok zordu hele ki Sovyetler gibi büyük ve uçsuz topraklarda bir muharebe çıkmazında olmaları daha korkunçtu. Moskova önlerine kadar kan kaybederek gelen Nazi birlikleri artık güçsüz düşmüştü. Fakat Sovyetlerin Almanlardan bariz bir üstünlüğü vardı ki, kış şartlarına daha alışkın ve iyi giyinmeleriydi. Alman güçlerinin bu kan kaybı Sovyet güçlerini güçsüz gördüklerindendi. Yoksa her iki taraf da karda buzda yürümüş, her iki taraf da aynı soğuk zeminde siper kazmışlardı. Ayrıca Moskova’nın ele geçirilmesine yakın, Kızıl Ordu saldırılarını daha çok Alman Merkez Kuvvetleri üstüne gerçekleştirdi.

    Barbarossa Harekatının en çetin savaşlarından biri Kiev kuşatması sırasında yaşandı. Fakat bu saldırı Kızıl Ordu birliklerini neredeyse sonlandırdı. En kötüsü de, geride eğitimli birliklerin yokluğuydu. Evet Moskova’nın savunmasında 800 bin kişiden oluşan toplam 83 Tümenden bahsediliyordu. Fakat Stalin de biliyordu ki bu birliklerin sadece 25’i etkin savaş gücü niteliklerini taşıyordu.

    Tayfun Harekatı, Moskova üzerine 1941 yılında başlatıldı. Son olarak Kuzey Ordular Grubu emrinde alınan General Erich Hoepner komutasındaki 4. Panzer Grubu, General Kluge’nin emrine verildi. Fakat Tayfun Harekatı’nın başlama butonuna basıldığında Alman Merkez Kuvvetleri karşısında Sovyetler tarafından iki taraflı savunma hattı oluşturulmuştu. Bunlardan öndeki savunma hattı Viazma civarında diğer hat ise Moskova önlerinde mevzilenmiş durumdaydı.

    Sovyetlerin bu savunma hatlarının yaklaşık 121 km güneyindeki Alman 2. Panzer Ordusu tarafından ilk taarruz başlatıldı. Sovyet ana unsurları bu taarruzu hiç beklemiyorlardı ve Alman 2. Ordu birliklerinin savunma hattının batısına saldırması üzerine Panzer Ordusu Bryansk yönünde ilerlemeyi sürdürdüler. Böylece Savunma görevini sürdüren Sovyet 3-13 Orduları kuşatmanın tam ortasında kaldılar. Kuzeyde Alman 3. ve 4. Panzer Orduları Viazma yönünde ilerleyince, Sovyetlerin 19-10-24 ve 32. Ordu birlikleri tuzağa düştüler. Böylece Sovyetlerin birinci savunma hattı Almanların eline geçmiş ve 673 bin Kızıl Ordu mensubu esir alınmıştı. Böylece Almanlar toplamda Sovyet kara unsurlarına dahil 3 milyon askeri esir etmişlerdi. Artık Sovyet Savunma hattı olarak sadece Moskova önünde bulunan 90 bin asker ve 150 tank kalmıştı.

    Birinci savunma hattının parçalanmasının ardından Alman 3. Panzer Grubu 13 Ekim 1941 tarihinde hedefe 140 km kadar yakınlaşmıştı. Artık Moskova için tehlike çanları çalmaya başlamıştı. Bu sebeple Almanların yaklaşması ile birlikte kentte olağanüstü hal ilan edildi. Fakat Moskova üzerine başlatılan saldırının (Tayfun Harekatı) devamında hava şartları artık çok kötüleşmişti. Bölgenin ısısı düşmekte ve yağışlar askerlere zor anlar yaşatmaktaydı. Bu kötü hava koşulları nedeniyle Alman birlikler Moskova yönünde günde ancak 3,5-4 km ilerleme imkanı bulmaktaydı. Ayrıca Orduların ikmali imkansızlaştı ve Alman Yüksek Komutanlığı 31 Ekim tarihinde taarruzu durdurma emri verdi. İşte bu duraksama ile birlikte Sovyetler artık yeni kan nakli yapmak için zaman kazandılar.

    Fakat bu duraksama hiç işe yaramadı. Çünkü beklenenin aksine Tundra ikliminde durum hiç iyi gitmiyordu ve toprak donmaya başlamıştı. Bu sebeple Alman saldırısı 15 Kasım tarihinde yeniden başlatıldı. Fakat harekete devam eden birliklerin ikmali hali hazırda karşılanmamıştı. Alman taarruzu karşısında Sovyet savunmasını 5-16-30-43-49 ve 50. Ordular karşılamaktaydı. Fakat Alman saldırı planı doğrudan kente yapılacak bir saldırı mantığında değildi. İlk öncelikle Alman 3. ve 4. Panzer Grupları Moskova Kanalı yönünde ilerleyerek Moskova’yı kuzeydoğu yönünde kuşatma altına alacaklardı. Aynı şekilde 2. Panzer Grubu Tula yönünden saldırarak şehrin güney yakasını ele geçirecekti. Böylece Sovyet savunma hattı iki koldan sarılacak ve Merkez Ordular Grubuna dahil olan 4. Panzer Grubu Sovyet savunma hattından etkilenmeyecekti. Fakat Almanların Moskova önlerinde başlattığı ilerleme adeta kaplumbağa gibiydi. Çünkü birliklere akaryakıt ve mühimmat ikmali çok yetersizdi. Ayrıca Güneyde bulunan Alman 2. Panzer Grubu karşısında, Sovyet 49 ve 50. Orduları tarafından beklenmedik bir başarı sağlanmıştı ve bu birlikler durdurulmuştu. Fakat kuzey cephesi yönünde Alman 4. Panzer Grubu gayet başarılı bir şekilde 16. Sovyet Ordusunu geçerek Moskova Kanalı yönünde ilerlemeyi sürdürdü.

    Alman kara unsurlarına bağlı 258. Piyade Tümeni 2 Aralık tarihinde Moskova’ya 24 km uzaklıkta durdu. Almanlar Moskova önlerine dayanmışlardı. Fakat Kremlin bir adım ötedeyken kışın ilk kar fırtınası başlamıştı. Almanların Doğu Orduları (Ostheer) kış şartlarına alışıklardı. Fakat soğuktan kastımız muazzam bir ısı kaybıdır. Çünkü Alman Orduları soğuk ve hastalıklardan dolayı Moskova önlerinde üç hafta içinde 155 bin askerini kaybetmişti. Hatta bazı Tümenler artık işlevlerini yitirmişlerdi. Ayrıca soğuk, silahların ve araçların işlevini kaybetmesine neden olmuş, ağır hava koşulları nedeniyle Alman Hava Kuvvetleri (Luftwafe) kara unsurlarına yardım edememişlerdi.

    Alman birlikleri artık en büyük düşmanları olan kış soğuğuna yenik düşmüşlerdi. Bu sebeple artık saldırının kıymetsizleştiği görülmüş ve ordunun bekası için kuşatma durdurularak birlikler Kaluga-Viazma yönüne çekilmişti. Fakat Hitler 4. Ordu için kesinlikle geri çekilmeme emri verdi. Bu karardan sonra 4. Ordunun kalması ile General Guderian birlikleri geri çekilmişti. Ayrıca Kızıl Ordu birlikleri General Guderian komutasındaki bu birliklere ağır zayiat verdirdikleri için geri çekilme kararı sevinçle karşılanmıştı. Fakat bu geri çekilmenin verdiği vehamet ağırdı. Çünkü 4. Ordu birliklerinin kuşatmayı sürdürmesi demek birliklerin sol kanadında bulunan General Hoepner komutasında bulunan birliklerin imha edilmesine yol açabilirdi.

    Almanların geri çekilmesi mantıklıydı. Çünkü son haftalarda kör topal ilerleyen Nazi taarruzu ile birlikleri Sovyet orduları ikmali rahatlıkla yapılmıştı. Böylece Moskova savunması 500 bin askere ulaşmıştı. Sovyet birlikleri 5 Aralık tarihinde başlattığı saldırı ile Alman birliklerini 320 km kadar geri atmışlardı. Evet savaşlar iniş ve çıkışlarla sürmüştü. Fakat bu sefer Almanlar son Sovyet saldırısı ile 250 bin askerini kaybetmiş ve 500 bin yaralı ile karşı karşıya kalmışlardı. Bu kayıplar aslında Moskova kuşatmasında Ekim ile başlayan taarruzlar sonucunda ortaya çıkmıştı. Fakat bu kayıplara ek olarak sadece Alman (Waffen-SS) kayıpları değil, Macar, Romen ve Fin kayıpları da oldukça fazlaydı.

    2) Güney Cephesi- Stalingrad ve Maykop Çarpışmaları

    Sovyet Birlikleri Ele Geçirdikleri
    Bir Alman Tankının Üzerinde

    Moskova saldırısı için Merkez Kuvvetleri planı açıklandığında aynı şekilde Güney Kuvvetleri içinde bir hareket planı geliştirilmişti. Ayrıca Kızıl Ordu birliklerine Kiev yakınlarında büyük bir kıyım uygulanmıştı. Fakat Merkez Kuvvetleri Moskova yönünde saldırı başlatılınca Stavka, başkentin korunması için diğer bütün öncelikleri bir kenara bıraktı. Böylece Güney Cephesi çok açık kalacaktı. Alman Güney Kuvvetleri güzergahı, Eylül başlarında Novgord-Dnipropetrovsk-Kırım hattı olarak belirlenmişti. Hitler’in bu birlikleri komuta için görevlendirdiği General Gerd von Rundstedt, ilk olarak Voronej ve Rostov hattında ilerleyecek, bu bölümde birliklerin sol kanadı Don Nehri vasıtasıyla Stalingrad’a; sağ kanadı ise Rostov güzergahından Maykop’a saldıracaktı. Ancak Stavka bu durumun takibi hiç bırakmadı ve Güney Cephesi de yeni askerlerle takviye edildi. Alman Güney Kuvvetlerinin sol kanadı Stalingrad güzergahında ilerlerken Kursk’da durduruldu. 16. ordunun bu duraklamasıyla birlikte güneyinde bulunan 17. Ordu da ilerleyemedi. Sonuçta taarruzun en güneyinde yer alan General von Kleist komutasındaki Alman 1. Panzer Grubu Sovyetler tarafından durduruldu. Fakat 3. Panzer Grubu ilerlemesini sürdürerek 22 Kasım tarihinde Rostov’a girmeyi başardı. Fakat Sovyetler Rostov’un Almanlara teslimine kayıtsız kalamazlardı ve iki taraf arasında şiddetli çatışmalar baş gösterdi. Sonuç olarak Alman birlikleri Rostov’dan işgalden bir hafta sonra çıkarak şehrin 30 km uzağında bir savunma hattı oluşturdular. Bu geri çekiliş Sovyet Ordusu tarafı için büyük moral odlu. Fakat bu ileri saldırıların aksine Mareşal von Rundstedt komutasında bulunan 11. Ordu, Sivastopol ile Kerç Yarımadası’nın doğusu hariç, Kırım Yarımadası’nda büyük bir üstünlük kurmuşlardı.

  • 1941-1942 Kışı ve Hitler’in Alman Ordusunu İmhadan Kurtarması

    Moskova önlerinde kış ile savaşan Alman orduları geri çekilme düşüncesindeydi. Fakat Hitler, ordulara yerinizde kalın çağrısı yapmıştı. Çünkü orduların geri çekilmesi demek, Napolyon’un geri çekilişi gibi kışın ortasında Alman ordusunun imhası demekti. Başlarda Generaller gizli gizli düşmanlık besleseler de, daha sonra Hitler’in askeri zekasına hayran kalmışlardı. Alman ordusu geri mevzilere çekilene kadar, hem kış koşulları hem de Kızıl Ordu saldırıları orduyu felakete sürükleyecekti.

    Sovyet saldırısı hiç durmadan sürse de, Alman kuvvetleri kaldıkları kentlerde ve mevzilerde barınmayı sürdürmüşlerdi. Fakat Kızıl Ordu’da Almanlar gibi yaptığı saldırıyı lojistik olarak desteklemediği için Wehrmacht birliklerini imha edemedi. Ayrıca Almanlar en azından birliklerin ikmali için Hava unsurları olan Luftwaffe’yi kullanmışlardı. Bir kolordunun bir günlük ikmali demek 200 tondu. Bu ikmalin sağlanması için 100 uçuş ve 100 uçak gerekmekteydi. Tabiî ki bu koşullarda uçak ve pilot kayıpları da kaçınılmaz oluyordu. Hatta bu kayıplar General Tippelskirch’in tabiriyle orduyu mahvetmiştir. Ayrıca Luftwaffe birlikleri saldırının ilk aylarında havanın tek hakimi olurken daha sonra bu birliklerden büyük oranda yararlanılamadı. Ayrıca Kızıl Ordu Luftwaffe saldırılarına tamamen açıktı. Bu savunmasızlık uzun sürmedi. Çünkü Almanlar ilerledikçe yeni hava üsleri kuramadılar ve uzun mesafelere uçamayan uçaklar, Alman kara unsurlarına havadan destek sağlayamadılar. Fakat Sovyet Cephesinde hava unsurları olarak sürekli geriden destek gelmeye devam ediyordu.

    İlk olarak Tayfun Harekatı başarısız olduktan sonra Almanlar Tula-Viyazma hattına çekildiler. Ancak Merkez olan 4. Ordu yerinden hiç oynatılmadı. Fakat bu ordu Kızıl Ordu sağ yanından saldırmaya başlayınca 4 Ocak 1942 tarihli kararla geri çekilmeye başladı. Geri çekilen Alman birliklerinin geri hattında Kızıl Ordu saldırıları çok derinleşmişti. Cepheler arasında bazen 25 bazen de 35-40 km gibi bir hat uzunluğu vardı. Ancak piyade güçleri ve hareketli birlikler iki tarafından savaş kabiliyetini dengeledi. Hatta bütün personel savaş için silahlanarak hattın dağılmaması için açılan gediklere hemen askeri ikmal yapıyorlardı.

    Bu durumlar yaşanırken Alman komuta kademesi de çatırdamaya başlamıştı. Orduların Başkomutanı olan Mareşal Waltner von Braunchitsch, 10 Aralık 1941 tarihli kararla görevinden alınarak emekliye ayrıldı. Bu mevkiye başka bir atama yapılmadı. Hitler bu süreçten sonra Silahlı Kuvvetlerin yanı sıra Alman Orduları’nın da Başkomutanlığını üstlendi. Ayrıca Merkez Ordular komutanı olan Mareşal von Bock, bütün bu olumsuzlukların ardından görevinden çekilmişti. Bu boşalan yere 4. Ordu Komutanı General von Kluge atandı. Onun yerine ise Kurmay Başkan olan General Günther Blumentritt getirildi. Alman Kuvvetleri 26 Kasım 1941 itibariyle 734.112 askerini kaybetmişti. 28 Şubat 1942 itibariyle 202.251 asker muharebede ölmüştü, 112.627 donarak ölmüştü 725.642 yaralıydı ve 46.511 asker kayıptı. Toplamda zaiyat 1.005.636 kişiydi.

  • Barbarossa Harekatı Başlarında Kızıl Ordu Neden O Kadar Etkisiz Kalmış ve Esir Olmuştu?

    Öncelikle saldırının başlangıcında Stalin, orduların galeyana gelmemesi için saldırının karşı taraftan gelmesi için bekledi. Fakat yine de Alman saldırısı başladığında bu saldırı Sovyet unsurlar için tam bir sürpriz havası oluşturmuştu. Ayrıca daha savaşın başlarında durum devam ederken Alman Silahlı Kuvvetleri 1941 yılında başlayan harekatta Yıldırım Savaşı tecrübeleri çok gelişmişti. Ayrıca Almanlar savaş doktrini ve istihbarat bilgisi olarak Sovyetlerden çok öndeydiler. Ayrıca Alman Kuvvetleri, Sovyetlerin işgalinde pek bir zorlukla karşılaşmayacaklarına inanıyorlardı.

    Almanların bu üstün özelliklerine karşı, Sovyet birlikleri sevk ve idarede eğitim ve hazırlık olarak yetersizdi. Sovyet Üst Komutası, Alman saldırısının 1942 yılından sonrası için ortaya çıkacaktı. Ayrıca Mihver Kuvvetleri karşısında üretilen yeni teçhizat ve silahlar daha yeni yeni orduya dağıtılmaya başlanmıştı. Sovyet tankları hafif zırhlı ve arazi koşullarında sorun yaratan BT serisi tanklardı. Zaten savaş sırasında bu tankların çoğu bozulunca yerinde bırakılarak terk edildi. Orta (T-34) ve ağır zırhlı olan tanklar (KV-1) tipi araçlar orduya yeni dağıtılmaya başlandı.

    Sovyet kuvvetleri saldırının başlarında Polonya’nın bir bölümünde, Baltık Devletleri ve Besarabya’nın ele geçirilmesinin ardından yeniden çizilmişti. Bu işgallerin ardından Stalin Hattı terkedilmiş ve yeni hatta Molotov Hattı oluşturulmuştur. Bütün bu etkiler birleştikten sonra Kızıl Ordu ilk saldırı sonrasında Alman saldırı ile neredeyse tamamen püskürtüldü ve imha edildi. Fakat Almanların ilk saldırı sonrasında Stalin Hattı’nın ortadan kalkması ile birlikte Kızıl Ordu iç kesimlerde savunma hattı oluşturmakta çok zorlandı. Saldırının ilk haftalarındaki Sovyet korkusu, adeta Kızıl Ordu için bir felaket oldu. Çünkü Sovyetler iç kesimlerde bir savunma hattı oluşturmaya çalıştığında Stalin Hattı’nın başarısızlığı olumsuz bir etki yarattı. Böylece Alman Kuvvetleri ilk hattı kolaylıkla geçince rehavete kapılmış oldular. Stalin’in verdiği emirlerinde biri, Dinyeper Filotillası’dır. Çünkü Dinyeper Nehrinin iki yakasında bulunan filoda, 120 savaş gemisi, 150 top ve uçaksavar bataryaları bulunmaktaydı. Stalin verdiği emir ile daha sonra bu filoyu tasfiye etmişti. Ayrıca Almanların Dinyeper Nehrinden geçmek için kullanacakları köprülerin havaya uçurulması için takılan mayınlar da söküldü. Fakat sadece Dinyeper köprüleri değil, diğer geçiş köprüleri de olduğu gibi bırakılmıştı. Bu nedenle Alman birlikleri köprülerden geçerken neredeyse hiç zayiat vermedi.

    Saldırının daha ilk başlarında Sovyetler, birliklerinin çok büyük kısmını ileri sürüyordu. Bu ise çok hayati bir hataydı; çünkü Sovyet birlikleri Kara Kuvvetlerinin saldırılarının yanı sıra Luftwaffe Hava Birlikleri ile adeta imha edildiler. Ayrıca Sovyetlerin yenilenen tankları yeteneksiz ve eğitimsiz acemi askerler yüzünden etkin kullanılamadılar. Arızalar ise, çoğu mürettebatın imhasına neden oldu. Ayrıca Sovyet kuvvetlerinin yetersiz araçları nedeniyle ikmal ve mühimmat sevkiyatı yapılamıyordu. Ayrıca sınırda yapılan Batı hattında kullanılmak üzere Sovyetler tarafından büyük miktarda mühimmat ve malzeme, sınırdaki depolara getirilmişti. Bu depoların daha sonra Alman Luftwafe birlikleri tarafından imha edilmesi, Kızıl Ordu için telafisi mümkün olmayan sorunlar doğurdu. Ayrıca Nazilerin çok donanımlı tank birliklerinin bulunması nedeniyle Sovyetler, Alman saldırısını ilk başlarda durduramadılar.

    Sovyetlerin ilk hattını oluşturan 114 Tümen ve ikinci savunma hattını oluşturan 77 yardımcı Tümen, Alman saldırısı başladığında hareket halindeydiler. Almanların ilk saldırısı başladığında bu savunma hatları daha hareket halindeyken saldırıya maruz kaldılar. Hatta bazı birlikler daha güzergahta ilerliyorken, Luftwafe Hava Kuvvetleri tarafından imha edildiler. Bu nedenle hareket halindeyken zayiat artmaya başlayınca birlikler, kademe kademe indirilmeye ve mevzilenmeye başladı. Hatta tanklar ve askeri teçhizatın çoğu da bu güzergahta terk edilmek zorunda kaldı. Her türlü asker, malzeme, savaş bölgesi için yollara düşmüştü. Bahsi geçen malzeme, 940 bin ton yani trenlerle hesaplandığında 47 bin vagondu. Dahası malzemenin çoğu sınıra yakın depolara taşınmıştı. Fakat Almanların bu ilk savunma yerlerini ele geçirmeleri ile birlikte bu malzemeler de Almanların eline geçmiş oldu.

    Ayrıca Almanların ilk saldırısında Stalin tarafından verilen emir ile, tankların yardığı mevzilerden uzaklaşmak veya geri çekilmek yasaklanmıştı. Böyle olunca Alman Panzer Grupları daha önceki paragraflarda belirtildiği üzere Sovyet ordusunu arkadan çevirerek imha ettiler. Fakat savaş düzeni işlevsiz kaldıktan sonra Stalin, Kızıl Ordunun geri çekilerek yeni savunma hatları kurması ve mevzilenmesi için izin verdi. Artık Sovyet askerleri, Almanlara karşı mahalle içlerinde gerilla hareketi ile karşı koyuyorlardı. Ayrıca Nazilerin eline geçen Kızıl Ordu mensubu askerlerin çoğu, yetersiz beslenme ve sağlıksız koşullar altında hayatlarını kaybettiler.

    Ayrıca Sovyetlerin, Almanlara karşı çok iyi bir savaş yürütmesi ve esir edilen Kızıl Ordu askerlerinden sonra Almanya, Sovyetlerin çok güçlü olduğunu belirtmişti. Victor Suvorov, “Buzkıran” adlı çalışmasında Kızıl Ordu’nun Alman Wehrmacht birliklerinden daha iyi teçhize ve idare edildiğini belirtmişti. Ayrıca Alman saldırısı başlamadan önce bunun haklı gösterilmesi için bir olası Romanya saldırısı öne sürülmüştü. Kanıt olarak ise, Almanların harekete geçmesinden iki hafta sonra (6 Temmuz 1941) başlatılan ve Sovyet odaklı bir operasyon olan “Thunderstorm Harekatı” gösterilmektedir. Savaş sonunda Sovyet hareketlerini inceleyen Rus tarihçi Boris Sokolov tarihi bir görüşle karşımıza çıkmaktadır. Sokolov, Sovyetlerin saldırının ilk başlarından beri yönettiği Alman saldırısının durdurulması için yapılan bütün taktiksel hareketlerin ana göre doğaçlama belirlendiği ve bu nedenle yenilgilerin bu kadar ağır olmasının doğal olduğu görüşündedir.

    Ayrıca ilk başlarda yapılan ekonomik işbirliği çerçevesinde Almanya, Sovyetlerden büyük miktarlarda hammadde almış ve ürettiği ürünleri ülkeye karşı savaşmak için kullanmıştır. Çünkü yapılan son araştırmaların ardından savaş esnasında eğer ki, Sovyetlerden alınan malzemeler olmasaydı Almanlar saldırı esnasında Ekim 1941 tarihinde tükenme noktasına gelmiş olurlardı. Çünkü Sovyetlerden alınan kauçuk ve buğday Alman saldırısı için hayati önem taşımaktaydı. Almanların zekice planları ve Sovyetlerden ihtiyaçlarını temin etmeleri ile, Alman birlikleri Fransızlara nazaran daha başarılı olmuşlardı.

  • Barbarossa Harekatı’nın Devamında Almanya Neden Başarısızlıklar Yaşadı?

    İlk olarak Almanya’nın üzerindeki düşman baskıları, birlikleri çok olumsuz etkiledi. Çünkü 1941 yılında başlatılan harekatın başarısızlığı, Almanya’nın sonu demekti. Ayrıca Alman birlikleri saldırı ilerlerken ikmal sorunları yaşarken; Sovyet birlikleri, geriden gelen birliklerle sürekli yeni kan kazandılar. Ayrıca Sovyetlerde, Almanya gibi bir devletin bütün kanatları ele geçirmek için parçalanması, yağmur ve hava şartlarının zorluklar yaşatması savaşı mümkünsüz kılmaya yetti. Ayrıca Tanklar, Sovyet topraklarını hallaç pamuğu gibi attı. Fakat siz tanklarla ne kadar ilerleseniz de, geriden gelen piyadelerin çevre güvenliği sağlaması ve yerleşim yerini ele geçirmesi savaşı daha üstün kılmıştı. İşte bu noktada Almanya’nın zayıflatılmış birliklerindeki asker kaybı hiçbir zaman giderilemedi. Ve Almanlar ilerledikçe ve Sovyet baskısı arttıkça Wehrmacht mevcudundaki bu asker açığı hiç giderilemedi. “Tarih tekerrürden ibarettir” sözü bu savaşta karşımıza çıkmıştır. Çünkü Napolyon’un düştüğü hatalar ve imkansızlıkların aynısı Almanya’nın Sovyet saldırısında da yaşanmıştır. Savaş sonunda Mareşal von Kleist, askeri tarihçi olan Liddell Hart’a, savaşın kazanılmasının aslında saldırının ardından ülkede çıkacak bir iç karışıklığa emanet edildiğini söylemiştir. Çünkü bizler sonbaharın hemen ardından zaferi kazanacağımıza inandığımız için, birliklerimizin kışı geçirecek yeterli malzemesi yoktu, diyerek sözüne devam etmiştir…

    Aslında birçok savaş otoritesi bu başarısızlığı, Hitler’in yanlış kararları ve Alman Generallerin hatalı tutumlarıyla ilişkilendirmektedir. Ayrıca Sovyet topraklarında kış çok şiddetli geçmiş, ilk başlarda yağan yağmur ikmali imkansızlaştırmıştır. Aslında savaş esnasında Sovyet ölüleri arasında bulunan kadınların varlığı, Almanlara; Sovyetlerin bitmez tükenmez insan kaynağını ve rejime ölümüne bağlı olduklarını göstermiştir. Hiç şüphesiz Sovyetlerin bu insan kaynağı faktörü, Kızıl Ordu’yu sürekli olarak savaş sonuçlanıncaya kadar beslemiştir.

  • Alman Savaş Otoritesi Harekat Planında, Sovyet Ordusunu Neden Küçümsedi?

    Alman savaş otoritesi, kendi gücünden, Sovyet güçlerinin azlığından ve siyasi ortamdan dolayı yanlış tespitlerde bulundu. Ayrıca ilk savaş planında Alman generaller tarafından ortaya konan Sovyet varlığı aslında gerçekteki verilerin yarısıydı. Hatta Almanlar daha Ağustos başlarında imha ettikleri ordulara rağmen yerine yeni ordular gönderilmişti. Aslında daha başlardaki bu insan ikmali bile tek başına Almanların yenilgisine yetti. Hatta harekatın daha ilk başlarında General Halder, önceden belirledikleri Tümen sayısının çok az olduğunu ve 200 gibi bir hayali sayı belirtilirken ilk başlarda karşılaştıkları 360 Sovyet Tümeninin ilk şaşkınlığını atamadıklarını, aktarmıştır. Hatta Mareşal Rundstedt bu durumu şöyle açıklamıştır, “Bizler bir tümeni sıkıştırıp imha ettikten sonra yola devam ettiğimizde başka bir Sovyet Tümeni karşımıza çıkıp yolumuzu tıkıyordu.” Ayrıca harekatın ana stratejisi, Dinyeper bölgesindeki Sovyet birliklerinin tamamen imhasıydı. Fakat önceki cephelerde olduğu gibi bu bölgede de, Sovyetlerin sürekli asker göndermesi bu planı imkansız kıldı. Ayrıca Almanlar, bu savaşın sonlarına doğru işgal şanslarının kalmadığını anlayınca, savaşın bir yıpratma operasyonuna dönüştüğü anlamışlardır. General Halde günlüğünde Sovyet Ordularını şöyle anlatmaktadır:

        “Her defasında hayran olunacak bir şekilde kendilerini yeniden yaratan Rus kuvvetleri…”

    Alman kuvvetlerinin ilk saldırının ardından birlikleri ikmal etmesi için iki aylık bir süre gerekliydi. Fakat bu süre sonunda ancak ilk belirtilen operatif hedeflere ulaşılabilirdi. Çünkü savaşın sürdürülmesi için, altı haftalık bir süre kalmıştı. Bu süreden sonra çamur ve yağmur başlayacak ve ardından kış başlayınca ordular Sovyet topraklarında ölüme terk edilecekti. Fakat saldırının sonuna ulaşıldığında Sovyet orduları sürekli yenilenirken; Alman birlikleri adeta yokluk çekiyorlardı. Evet eğitimli birlikler Almanların eline geçti; fakat hiç şüphesiz Almanlar, savaşın başındaki o ihtişamlı birliklerinden yoksun kalmışlardı. Onlara nazaran Sovyet orduları ise daha yeni ve dinamik kuvvetlerle ikmal edilmişlerdi. Çünkü sonradan alınan verilerle Kızıl Ordu’nun saldırı sırasında her ay yarım milyon asker aldığı kaynaklara geçmiştir. Sovyet askerleri düşük eğitimde olsalar da, kendi topraklarında ve bildikleri savaş planları ile ilk altı ay içinde Alman ilerleyişini kesik kesik olsa da duraklatmayı başarabilmişlerdi. Fakat Alman kuvvetlerin en büyük eksikliği asker veya silah değildi. Almanlar daha savaş başlamadan kağıt üzerinde plan aşamasında Sovyetleri küçümsedikleri için bu savaşı kaybetmişlerdi. Aslında Moskova’da bulunan Alman Ataşesi General Kösting, Sovyet askeri unsurları hakkında Almanya’ya gerekli istihbaratları sağmasına rağmen; Hitler bu bilgilere inanmayı ısrarla reddetmişti.

    Ayrıca Sovyet ajanı Richard Sorge'nin hayati istihbaratıyla Japonya tehdidinin ortadan kalktığını bildirmesi ile birlikte Sovyetler, Doğu sınırlarında bulunan birlikleri Alman sınırına yığarak Nazilere üstünlük kurmayı başarabilmişlerdir. Çünkü Sovyetlerin Doğu birlikleri, kış ve soğuk için çok eğitimli birliklerdi.

    Ayrıca Alman Komutanlığı, Sovyetleri bir iç karışıklık halinde görmek gibi bir hataya sürüklendi. Hatta Almanlar, ilk saldırının ardından Stalin ve ekibine karşı bir ayaklanmanın çıkacağından çok emindiler. Fakat Almanların beklentilerine aykırı olarak Komünist rejim çok sağlamlaşmıştı ve kısa zamanda zafer fikri tarihi bir yenilgiye dönüşmeye mahkumdu. Fakat her ne kadar ilk başlarda sağlanan Alman zaferleri Sovyetlerde endişe ile karşılansa da, Sovyet endüstrisi hiç durmadan çalışmaya ve savaşı finanse etmeye devam etti. Hatta işgal toprakları hattında bulunan işçiler daha içlerdeki üretim bölgelerine taşınarak üretim işlemi aksamadan sürdürüldü. Ayrıca hammadde ve malzeme kaybının artmasına karşın, savaşı sürdürecek olan askeri malzeme üretimi için fabrikalar kurmayı çok iyi başarabilmişti. Ayrıca savaşan Stalin hükümetinin hiçbir zaman bir isyan korkusu olmadı ve bütün ülke tek bir vücut olarak hem Kızıl Ordu askeri olarak hem de savaş bölgesindeki temizlik için canla başla çalışmıştı.

    Ayrıca Sovyet halkı, işgal esnasında Almanların acı yüzüyle karşılaşmıştı. Çünkü hem Sovyet esirlere eziyet ediliyor hem de işgal acımasızca yapılıyordu. İşte bu hareketler Sovyet halkını Almanlara karşı kinle doldurdu. Ve bu kin ile birlikte halk, Almanlara karşı kanlarının son damlasına kadar çarpıştılar. Ayrıca Alman savaş planı dahilinde Sovyet askeri vasıfsız ve Sovyet halkı ise kıymetsiz bir insan sıfatıyla belirtiliyordu. Almanlar ayrıca Sovyetlerin teknik üretim kapasiteleri hakkında da yanılgıya düşmüşlerdi. Hatta Sovyet askeri ve halkı hakkındaki yanılgılar, savaş sırasında sürekli savaşmaları ve çalışmalarını gördükçe daha iyi idrak ediyorlardı.

  • Almanların Lojistik Olarak Yaptıkları Hesaplama Hataları

    Alman saldırıları başladığında yaz ayları çok verimli geçmişti ve birlikler kolaylıkla ilerliyorlardı. Fakat daha sonra durumlar tersine döndü ve Sovyet birlikleri Almanlara üstünlük kurdular. Çünkü Kızıl Ordu, Alman Birliklerine (Wehrmacht) nazaran kışa ve ağır iklim koşullarına daha dayanıklıydılar. Ayrıca Alman askeri ikmali bu uzun süreli seferi karşılayamadı. En önemli ikmal olan yakıt için bile yeterli kaynaklar yoktu.

    Fakat ikmal birimleri savaş öncesinde bu durum hakkında kurmaylara bir uyarıda bulunmuşlardı. Fakat Alman savaş planına göre Sovyetler beş hafta sonunda ele geçirilecekti. Bu nedenle uyarılar dikkate alınmadı. Ayrıca ilk saldırı sonunda Sovyet kayıplarının artması ile birlikte boşta kalan Mekanize Birlikler, elde kalan yakıt ile kolaylıkla Moskova’yı ele geçirebilecekti.

    Sovyet topraklarında 480 km bir hatta Alman tankları ilerlemişti. Fakat Sovyet demiryolu, standart olarak Avrupa’ya uymadığı için Sovyet vagonları ele geçirilmeden ikmal yapılamıyordu. Ayrıca Sovyet demiryolları hakkında Almanlar çok az bir bilgiye sahiptiler. Hele ki, ülke içlerine girdikçe bu bilgi eksikliği daha derin hissedildi. Fakat Sovyetler Almanlara bu fırsatı tanıyacaklar mıydı? Tabiî ki hayır. Ve öyle de oldu. Almanlar yakıt ve malzeme ikmalinde adeta tıkandılar. Tanklara ve araçlara yakıt, askerlere askeri malzeme ulaşmayınca “Yıldırım Savaşı” başarısızlığa mahkum oldu.

  • Harekatın Başarısızlık Nedenlerinden Birisi: Olumsuz Hava Koşulları

    Dünya çapında bu harekat ile ilgili kapsamlı raporlar yayınlanmıştır. Bu tespitlerden en kapsamlısı ABD Muharebe Enstitüsü tarafından 1981 yılında yayınlanmıştır. Bu belgeye göre, Hitler daha savaş başlamadan yenilgiye uğramıştı. Çünkü Hitler, erken bir zaferden öyle bir emindi ki, kış koşulları için hiçbir hazırlık yapmamıştı. Ayrıca Alman Doğu Cephesi birlikleri, harekatın ilk beş ayının sonunda 734 bin askerini kaybetti. Bu kayıp 3,2 milyon mevcudu olan Alman Ordusu’nun 4/1’lik kısmıdır. Ayrıca Alman lojistik destekçisi olan General Eduard Wagner, 27 Kasım 1941 tarihinde birliklerin artık ihtiyaçlarını karşılayamadığını ve tükenme noktasına vardığını aktarmıştır.

    Alman kuvvetleri hayal kırıklığı ile birlikte artık kış koşulları ile savaşıyordu. Sonbahardan sonra Alman ilerleyişi durmuştu. Çünkü yazları sıcak ve kuru, sonbaharda balçıkla ve kışları ise dondurucu bir soğuk ve karla savaşmak zorunda kalmışlardı. Ayrıca çamur ve balçık, çekişi düşük tankların ve yetersiz palet aralığını oldukça zorladı. Fakat kendi topraklarını bilen Sovyet T-34 ve KV tipi tanklar arazide çok seri hareket ediyorlardı. Ayrıca Doğu Avrupa menşeli olan 600 bin iri aygır, Alman orduları içinde nakliye ve topçu bataryalarının taşınmasında kullanıldılar. Fakat Almanların aksine Sovyetler kendi iklimine uygun ufak cins Asya atları kullanarak üstünlük sağladılar. Almanların atları büyük oranda telef oldular. Hatta Sovyetlerin kullandıkları atlar öyle adapte olmuşlardı ki, toynakları ile buz ve karı eşeliyor ve otlarla karınlarını doyuruyorlardı.

    Alman ekipmanları kış şartlarına uygun hazırlanmadığı için bu araçlar kışın ikmal ve ulaşımda yetersiz kaldılar. Ayrıca ilk olarak sıcak tutan elbise eksikliği ve bazı askerlerin elbise içlerine gazete koyarak ısınmalarına dair kaynaklarda bilgiler mevcuttur. Fakat bu yetersizlikler abartılmış olabilir. Çünkü Ekim tarihli bir anısında General Guderian, Alman askerlerinin kürklü paltolar ile Sovyet halklarını andırdıklarını, askerlerin ancak yakalarına taktıkları kimliklerle tanınabildiklerini, aktarmıştır. Fakat kış bastırdığında Almanlar Sovyet esirlerini soğuğa teslim etmişlerdi. Bu durum kayıtlara geçmiştir. Evet Almanların elbise ikmali bir hayli fazlaydı; fakat Hitler tarafından verilen emir doğrultusunda giyecek yerine ikmal hatları mühimmat ve yakıt ağırlıklı donatılmıştır.

    Kış şartları Almanları işlevsiz kıldı. Silah yağları kış savaşına uygun değildi ve dondu. Motorlar arızalandı, silahlar çalışmaz hale geldi. Hatta tankların mekanizmasında donan yağ askerler tarafından bıçak vasıtasıyla temizleniyordu. Fakat Sovyet birlikleri edindikleri deneyimlerle daha az sorunlarla karşılaşıyorlardı. İnip çıkan Alman uçakları motorları yerdeyken battaniye ile sarıldı, silahlarda hafif yağ kullanıldı ve tanklar yakıttaki antifriz eksikliği nedeniyle zaman zaman hiç çalışamaz oldu.

    Evet Alman kuvvetleri yavaş ilerledi; fakat bazı kaynaklar çamurla birlikte Alman hareketinin durduğunu iddia etmişlerdi. Almanların bu pasif hareketi kış koşullarına bağlanmaktadır. Diğer taraftan Ruslar 1941 yılının Aralığında Almanlara karşı, karşı harekat başlattıklarında Alman birliklerini bazen 160 km uzaklıklara kadar geri çekilmeye zorlamışlardı. Demek ki, Sovyet topraklarında da arazide hızlı harekat mümkündür.

    Sert kış şartları Alman birliklerini sarmıştı. Hitler, artık karşısında Napolyon’un aynı kaderine teslim olmuş Almanya ile karşı karşıyaydı. Fakat yine de askerlerine meydan okurcasına mevzilerinde kalmalarını emretti. Bu dur ve öl emri aslında Almanların kaçarken verecekleri zayiattan azdı fakat Alman askerleri bu kuşatma sırasında çok acı çektiler.

    Fakat William Shere tarafından yayınlanan eserlerde, Almanların savaşı iklim koşulları yüzünden değil; Sovyetlerin azimli direnişi ile kaybettiğini iddia edilmektedir.

  • Barbarossa Harekatı Sonrası Genel Durum
    Berlin'de Sovyet Bayrağı Dalgalanıyor

    Moskova kuşatmasının başarısızlığı sonrası tüm Alman planları değiştirilmek zorundaydı. Çünkü Kızıl Ordunun kuşatma sırasında ve aynı aylarda yaptığı karşı saldırılar her iki tarafı da çok yıpratmıştı. Böylece hem Almanya Moskova hayalini sonlandırdı hem de Sovyetler büyük bir askeri kayıp yaşadılar. Bu son durum ile 1942 yılında Alman Yüksek Komutanlığı “Mavi Durum” taarruzu emrini verdi. Bu harekatın ana hedefi Bakü petrolleriydi. Fakat bu harekatta Barbarossa Harekatı gibi başarısız oldu. Evet bu son operasyonda geniş sahalar ele geçirildi; fakat stratejik yerleşimler olan Stalingrad ve Kafkasya’da alınan başarısızlıklar operasyonun kaderini değiştirdi. Aslında Alman saldırıları sonucunda Sovyetler artık yıpratma savaşına iyice uyum sağladı ve insan kaynakları kullanımı Almanya’yı geçti. Son Alman saldırısı olan “Kursk Muharebesi” Almanların ağır yenilgisi ile sonuçlandı. Üç yıl boyunca Alman-Rus çatışmaları ara ara sürdü. En sonunda 1944 yılında Sovyetler toplam 11 cephede Almanları yendikten sonra, Kızıl Ordu Alman kuvvetlerini Berlin’e kadar geriletti ve Berlin 8 Mayıs 1945 tarihinde Sovyetlere teslim oldu.

İlginizi çekebilecek diğer olaylar

Biyografiler

  • Albert Einstein CV
    BİYOGRAFİ
  • Vladimir Lenin CV
    BİYOGRAFİ
  • Mustafa Kemal Atatürk CV
    BİYOGRAFİ
  • Kemal Sunal CV
    BİYOGRAFİ
  • Vecihi Hürkuş CV
    BİYOGRAFİ
  • Benjamin Franklin CV
    BİYOGRAFİ
  • Alan Turing CV
    BİYOGRAFİ
  • VII. Kleopatra CV
    BİYOGRAFİ
  • Alparslan Türkeş CV
    BİYOGRAFİ
  • Michael Jackson CV
    BİYOGRAFİ
  • Heinrich Himmler CV
    BİYOGRAFİ
  • Henry Ford CV
    BİYOGRAFİ
  • Marco Polo CV
    BİYOGRAFİ
  • Cemal Süreya CV
    BİYOGRAFİ
  • Mahatma Gandhi CV
    BİYOGRAFİ

Tarihiolaylar.com internet sitesinde bulunan bütün içerikler Tarihi Olaylar editörleri tarafından hazırlanmaktadır. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

Copyright 2018 - Tüm Hakları Saklıdır.