Anadolu Selçuklu Devleti

    Anadolu Selçuklu Devleti, Selçuklular tarafından Anadolu da kurulan bir Türk devletidir. Türklerin Anadolu’ya yerleşmesi 1071 Malazgirt Savaşından sonra daha da hızlanmış ve Türk akıncıları Anadolu’da ilerlemeyi sürdürmüştür. Selçuklu komutanı Kutalmışoğlu Süleyman Şah (I. Süleyman Şah) ise Anadolu’daki fetihleri daha da batıya yayarak 1075’te İznik’i Bizans’tan alarak başkent yapmış ve Anadolu Selçuklu devletini resmen kurmuştur. İznik in başkent yapılmasıyla temelleri atılan devletin hükmü, İlhanlıların son Anadolu Selçuklu hükümdarını tahttan indirdikleri 1318’e kadar sürmüştür.

  • Anadolu Selçuklu Devleti’nin Kuruluşu (1077) ve Süleyman Şah Dönemi

    Selçukluların Anadolu’ya yapılan akınlarla kurduğu Anadolu Selçuklu Devleti, aslında Türklerin Anadolu da Malazgirt Meydan Muharebesi ile kazandıkları başarının en büyük sonucudur. Anadolu Selçuklu Devleti, Oğuz Türklerinin Üçoklu Kınık boyuna mensup Selçuklu hükümdar ailesinden Süleyman Şah tarafından Anadolu’da kurulmuştur.

    Malazgirt Zaferiyle Anadolu’nun kapılarını Türklere sonuna kadar açan Sultan Muhammed Alparslan, bu savaşa katılan kumandan ve Türkmen reislerine Anadolu’yu Türkleştirme ve İslamlaştırma görevini verdi. Bu kumandanlardan biri olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Selçuk Bey’in oğlu Arslan Yabgu’nun torunu olup, Anadolu’daki fetih hareketinden sonra Antakya’dan Anadolu ya girdi. 1074 yılında Konya ve havalisini mahalli Rum despotlarından alarak, fetihlere devam ederek İznik önlerine kadar geldi. Sadece 3 yıl içinde 700 km’lik bir hat üzerinde ilerleyerek 1075 senesinde İznik’i fethetti ve burayı emrindeki kuvvetlerin merkezi yaptı. Böylece Türkiye Selçuklu Devletinin temeli atılmış oldu.

    Süleyman Şah, Bizans’ın kendi içindeki ve merkezi tekfurlukları arasındaki çekişmelerden faydalanarak, bölgedeki hâkimiyetini güçlendirdi. İznik’e yeni bir Türk devletinin kurulması, Anadolu’ya gelen Türkmenlerin birleşmesini temin edip, doğudaki Müslüman Türklerin büyük topluluklar halinde bölgeye gelmelerine zemin hazırladı. Özellikle Anadolu’nun genel hali olan huzursuzluk ve güvensiz ortam altında Bizans’ın zulmüyle ezilen yerli halk, böylece Süleyman Şah’ın hoşgörüsü ve insani idaresiyle huzura kavuştu. Bölge halkına gösterilen bu iyi niyet de devletin sağlam temeller üzerine kurulmasını sağladı. Önce Süleyman Şah’ın idaresine giren halk zamanla kendi kendine Müslümanlığı kabul etti. Yeni yurt arayan Türkmenlerin bölgeye gelmeleriyle bu grupları örgütleyen Süleyman Şah, özellikle Fırat boylarında ve Kilikya taraflarında toplanan Ermenilere engel olmak için harekete geçti. 1082 yılında Çukurova üzerine yürüyen Süleyman Şah, Adana, Tarsus ve Misis dahil tüm bölgeyi hakimiyeti altına aldı. 1084 yılında da Hıristiyanların elinde bulunan Antakya’yı aldı. 1086’da Suriye Selçuklu meliki Tutuş’la yaptığı savaşta yenildi ve savaş meydanında öldü. Oğulları, Selçuklu Sultanı Melikşah’ın yanına gönderildi. Süleyman Şah’ın ölümünden sonra başsız kalan Anadolu Selçuklu Devleti bir süre İznik vekili olan Ebu’l-Kasım tarafından yönetildi. 1092 yılında Selçuklu hükümdarı olan Melikşah’ın ölümünden sonra ise şehzadelerden biri olan Kılıç Arslan İran’dan kaçarak İznik’e geldi ve Anadolu Selçuklu tahtına oturdu. 

  • I. Kılıç Arslan Dönemi

    Kılıç Arslan tahta çıkar çıkmaz devleti teşkilatlandırdı. Öncelikle başsız kalan devletin başkenti olan İznik’i bayındır hale getirdi. Devlet yönetimindeki otoriteyi de eline aldıktan sonra zaman kaybetmeden akınlara başladı. Öncelikle, Marmara sahillerine yerleşmeye çalışan Bizans Devletini bu bölgeden uzaklaştırdı. Batı sınırını biraz olsun rahatlattıktan sonra doğuya yönelen I. Kılıç Arslan 1096 yılında Malatya’yı kuşattı; fakat Haçlı ordusunun Anadolu’ya girdiğini haber alan Kılıç Arslan hemen kuşatmayı kaldırarak merkeze döndü. Avrupa’daki soyluların, derebeylerin, prenslerin ve şövalyelerin oluşturduğu bu Haçlı ordusu Anadolu Selçuklu Devletinin payitahtı olan İznik’i ele geçirince devletin yeni başkenti Konya oldu. Haçlı birlikleri ilerlemeye devam ettikçe sayıca fazla olmalarına rağmen Kılıç Arslan büyük bir soğuk kanlılıkla güzergahı izledi ve gerek gece baskınlarıyla gerekse Türk Akıncılarının uyguladığı Vur-Kaç taktiği ile düşman birliklerini adeta imha etti. Haçlılara karşı alınan bu zaferden sonra Bizans ile antlaşma imzaladı ve doğu seferlerine hız kazandırıldı. 1103 senesinde Malatya’yı ele geçiren I. Kılıç Arslan ardından Musul’u da ele geçirmeyi başardı. Fakat bu başarılı yolculuk Habur Nehri’nde son buldu. I. Kılıç Arslan, Emir Çavlı, Artukoğlu İlgazi ve Suriye meliki Rıdvan’ın kuvvetleriyle Habur Nehri kenarında yaptığı muharebede yenildi ve nehre düşüp boğuldu. I. Kılıç Arslan’ın ölümünden sonra oğlu Musul valisi Şehinşah da Emir Çavlı tarafından esir edilerek İsfehan’a götürüldü.

    Hükümdarın savaşta ölmesi ve oğlunun esir düşmesi Anadolu Selçuklu Devletini derinden sarstı. Bu güç kaybı ise devletin etrafındaki eli tetikte bekleyen düşmanlar yani Bizanslılar için bulunmaz bir fırsattı. Bizanslılar, Batı Anadolu sahillerini istila etmeye başladılar. Hükümdarsız kalan devlet birlikleri bu istilacılara direnemeyerek Anadolu içlerine kaçmak zorunda kaldı.

    1110 yılında ise esaretten kurtulan Şehinşah, Konya’ya gelerek tahta geçti. Şehinşah ve Kayseri emiri Hasan Beyin bütün gayretlerine rağmen Bizans birliklerinin önünden kaçan Türklerin Anadolu içlerine çekilmeleri durdurulamadı. Bu başarısızlıklar sonucunda 1116 yılında Danişmentliler Şehinşah’ı tahtan indirerek yerine Şehzade Mesud’u sultan ilan ettiler.

  • II. Mesud Dönemi
    Anadolu Selçukluları ve Danşimentliler

    Sultan Mesud, tahta çıktığı andan itibaren Danişmentlilerin devlet üzerindeki etkisini kaldırmaya ve durdurulamayan Bizans ilerlemesini dizginlemeye çalıştı. 1182 yılında batıda ilerleyen Bizans üzerine sefere çıktı ve ardından devletin doğu topraklarındaki hakimiyetini güçlendirmeye çalıştı. Anadolu Selçuklu Devletini yıkmak isteyen Bizans, İmparator Manuel komutasında bir birliği devletin başkenti olan Konya üzerine gönderdi. Bu tehlikeli durumu haber alan Sultan Mesud’un oğlu II. Kılıç Arslan Aksaray’da bir ordu hazırlayarak Konya önlerine varmak üzere olan Bizans birliklerinin önünü kesti ve geleneksel Türk savaş taktikleriyle önce bölerek sonra parçalayarak Bizans birliklerini 1145 senesinde büyük bir yenilgiye uğrattı.

    Bizans’ın bu ağır yenilgisinden sonra toparlanan Anadolu Selçuklu güçleri, Anadolu’ya giriş yapan Haçlı güçlerini de adeta kılıçtan geçirdi. Haçlılara karşı alınan bu başarılı sonuçlar devletin güçlü ve yükseliş devrini geri getirdi. Devletin genel politikası olan adalet ve hoşgörü sebebiyle Bizans tebaası olan halk Türk idaresine bağlandı. Devletin yükseliş devrinin mimarı olan Sultan Mesud, birçok eser de yaptırdıktan sonra kırk yıl süren saltanatında 1115 yılında vefat etti. Yerine Bizanslılara karşı Konya’yı savunan oğlu II. Kılıç Arslan geçti. 

  • II. Kılıç Arslan Dönemi

    II. Kılıç Arslan da babasının yolundan giderek devletin sınırlarını genişletmeye çalıştı. Doğu seferine çıkarak devletin hakimiyet alanını Fırat sınırına kadar genişletti. II. Kılıç Arslan, Bizanslılar ve topladıkları yardımcı kuvvetlerle yaptığı 17 Eylül 1176 Miryokefalon (Düzbel/Karamukbeli) Meydan Muharebesini kazanarak Anadolu’nun bir Türk yurdu olarak kalacağını bütün dünyaya göstermiş oldu. Daha sonra Batı bölgesine Türk Akıncılarını gönderdi. 1182 yılında, Uluborlu, Kütahya ve Eskişehir havalileri fethedildi. Denizli ve Antalya kuşatıldı. Danişment arazisi ve Çukurova ele geçirildi.

    Kazanılan başarılar ve zaferler siyasi birlik ve sınır emniyeti sağlandı. Ekonomik ve kültürel yükselme başladı. Bir süre sonra II. Kılıç Arslan, mücadeleyle geçen uzun saltanat yıllarındaki yorgunluğu ve ihtiyarlığını mazeret gösterip istirahate çekildi. Sahip olduğu toprakları 11 oğlu arasında paylaştırdı. Kendisi Konya’da büyük Sultan olarak hükümdarlık sürmeye devam etti. Oğullarının her biri bir vilayette yönetimi ele aldı. Bu sırada Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü fethetmesiyle birlikte III. Haçlı Seferi başladı. Şehzadelerin Haçlı ordusuna karşı koymaları bu birlikleri yavaşlattı ve Anadolu içlerine ilerledikçe Haçlı ordusu imha edildi; ancak bu birliklerin bir kısmı Filistin’e ulaşmayı başardı. Sultan II. Kılıç Arslan Konya’da vefat etti. Yerine büyük oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev geçti. Fakat kardeşleri bu taht varisini kabul etmeyince kardeşler arasında taht kavgaları başladı. Tokat meliki Rükneddin Süleyman Şah, 1196 yılında Konya’yı ele geçirdi ve saltanatını ilan etti. 

  • Rükneddin Süleyman Şah Dönemi

    Rükneddin Süleyman Şah, Birliği sağladıktan sonra Bizans’ı tekrar vergiye bağladı. İç mücadelelerden yararlanarak hudut tacizlerine başlayan Ermenileri cezalandırdı. Gürcüler, Saltukluların zayıflamasından istifade ederek, Erzurum’a kadar gelince, Doğu Seferine çıktı. 1201 yılında, Saltuklu Devletine son verdi. Artuklular ve Mengücekliler’den aldığı yardımla, Erzurum’dan Gürcistan üzerine sefere çıktı. Sarıkamış yakınlarında Gürcü-Kıpçak ordusunun baskınına uğradı ve mağlup oldu. Tekrar Gürcistan seferine çıktıysa da, yolda hastalanarak 6 Temmuz 1204 yılında vefat etti. Konya’da Künbedhane’ye defnedildi. Yerine oğlu III. Kılıç Arslan geçti. Fakat çok geçmeden Gıyaseddin Keyhüsrev, Türkmen beylerinin davetiyle, küçük yaştaki yeğeni Kılıç Arslan’ın yerine, tekrar Türkiye Selçuklu Sultanı oldu

  • Gıyaseddin Keyhüsrev Dönemi

    Gıyaseddin Keyhüsrev, devletin hudutlarını emniyete almak için Bizanslılar ve Ermenilerle mücadele etti. Dördüncü Haçlı Seferleriyle (1204) İstanbul, Latin hakimiyetine girdi. Bizans hanedanı Anadolu’ya kaçıp, İznik ve Trabzon’da iki devlet kurdu. Bizanslılar, Karadeniz kıyılarına yerleşerek ticaret yollarını kapattılar. Gıyaseddin Keyhüsrev ticaret yolunu açmak için, 1206 yılında sefere çıktı. Bizanslıları bu bölgeden atarak, Karadeniz yolunu açtı. Ertesi sene Akdeniz sahillerine inerek Antalya’yı fethetti. Bu sırada akıncı beyleri, Batı Anadolu’daki birçok yeri aldı. Bu fetihler, İznik Bizanslılarını telaşlandırdı. Gıyaseddin Keyhüsrev, Bizans ordusu ile 1211 senesinde Alaşehir’de yapılan muharebede dolaşırken bir düşman askeri tarafından şehit edildi. Yerine oğlu İzzeddin Keykavus geçti

  • İzzeddin Keykavus Dönemi

    İzzeddin Keykavus, saltanatının ilk yıllarında taht mücadelesiyle uğraşmak zorunda kaldı. Daha çok iktisadi meselelere, ülkenin imarına ve kültür faaliyetlerine önem verdi. Kervansaray, cami ve medreseler inşa ettirdi. Verem hastalığına yakalanan İzzeddin Keykavus, 1220 yılında Viranşehir’de vefat etti. Sivas’ta yaptırdığı darüşşifanın yanındaki türbesine defnedildi. Yerine kardeşi Alaeddin Keykubad geçti.

  • Alaeddin Keykubad Dönemi

    Sultan Alaeddin Keykubad zamanı, Türkiye Selçuklularının en kudretli, en parlak devri olarak geçti. Anadolu’nun emniyeti için başta Konya, Kayseri ve Sivas olmak üzere, şehirleri surlarla tahkim ettirdi. Moğol tehlikesine hudutlarda tedbirler aldı. Bu hamleleri yaparken fetihleri de sürdürmeyi ihmal etmedi. Askeri ve ticari önemi büyük olan Kolonas kalesini kuşatma altına aldı. 1221 yılında bu kuşatmayı kazanarak kaleyi fethetti. Bu kaleyi fetheden sultanın ismine uyarak “Alaiye” denildi. Moğol tehlikesine karşı tahkim ve askeri önlemler alan devlet, aynı zamanda diplomatik yola da başvurdu. Moğol, Ögedey Kağan’a elçi gönderip barış yaptı. 

  • Yassı Çemen Savaşı (1230)

    Anadolu Selçuklu Hükümdarı Alaeddin Keykubat ile Harzemşahlılar hükümdarı Celalettin Harezm arasında giderek arta düşmanlık, Ahlat Kalesi meselesi ile tehdit içeren mektuplaşmalarla hat safhaya ulaştı. Bunun üzerine Sultan Keykubat, ordusunun başına geçerek düşman haline Harzemşah tehdidini de ortadan kaldırmak için Erzincan üzerine sefere çıktı. Selçuklu taarruzuna hazırlıklı olan Celalettin Harezm, Selçuklu Ordusunu Erzincan yakınlarındaki Yassı Çemen Ovasında karşıladı. Harzemşahlılar, her ne kadar güçlü bir devlet geçmişleri olsa da Moğol İstilalarıyla oldukça zayıflamışlardı. Üstelik Türk ve Müslüman olan Anadolu Selçukluları ile savaşmaktan kaçınıyorlardı. Anadolu Selçuklu Devleti ise en parlak dönemini yaşıyordu Anadolu’nun büyük kısmına hakim durumdaydı. 1230 yılında meydana gelen Yassı Çemen savaşı sonunda ağır bir yenilgiye uğrayan Harzemşah hükümdarı yenilgiden sonra hem düşman askerlerinden hem de kendi askerlerinden kaçmak zorunda kaldı. Beraberinde kendisine bağlı birkaç asker alabilen Celaleddin Harezm, savaş meydanından kaçabilse de kaçış yolunda yolunu kesen atlı hırsızlar tarafından öldürüldü.

  • Yassı Çemen Savaşının Sonucu
    Harzemşahlar

    Yassı Çemen Savaşı neticesinde Harzemşah Devleti tamamen yıkılmış ve Anadolu Selçuklu Devleti, sınırlarını Ahlat, Bitlis, Van, Malazgirt ve Tiflis’e kadar genişletmiştir; ancak aynı zamanda bu savaş Harzemşahlıları İç Asya’dan koparıp Anadolu’ya sürükleyen Moğollar ile karşı karşıya gelmelerine sebep olmuştur. Çünkü Harzemşahlıların ortadan kalkmasıyla Yassı Çemen Savaşından 13 yıl sonra gerçekleşen Kösedağ Savaşı ile Moğollar Anadolu’ya girerek Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılma sürecine girmesine sebep olmuştur. Alaeddin Keykubad, saltanatı zamanında Türkiye Selçuklu Devletini Moğol istila ve zulmünden korumuştur. Alaeddin Keykubad, 1 Haziran 1237 tarihinde Kayseri’de vefat etmiş yerine İzzeddin Kılıç Arslan’ı veliaht tayin etmesine rağmen, büyük oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev tahta geçmiştir.

  • Kösedağ Savaşı ve Moğol İstilası (3 Temmuz 1243)

    Moğollar, Anadolu Selçuklularının içine düştüğü bu zor durumdan istifade ederek Anadolu içlerine doğru sefere çıkmak üzere İran’da bulunan Moğol ordularının komutanı Baycu Noyan’ı başa getirdiler. Baycu Noyan, Kafkasya’daki Gürcü ve Ermeni kuvvetlerinin desteğini de kazanarak Anadolu Selçuklularının üzerine sefer hazırlıklarına başladı. Babai İsyanından sonra patlak veren Baba İshak isyanını fırsat görerek 1242 senesinde Erzurum’a ilk saldırısını gerçekleştirdi. Büyük zulümler ve katliamlar yaparak savunmasız Müslüman halkın mallarını alınca Anadolu Selçukluları 80 bin kişilik bir orduyla Sivas’a karargah kurup Baycu Noyan’ın taarruzunu karşılamaya hazırlandı. Baycu Noyan, bunu haber alınca seferini sonuçlandırmak için ordularını Sivas’a doğru yürüttü. Gıyaseddin Keyhüsrev, babası Alaeddin Keykubat kadar tecrübeli ve kudretli bir hükümdar değildi. Yeteri kadar savaş tecrübesi olmaması sebebiyle önemli kararları ordu komutanlarının kararlarıyla verebiliyordu. Moğolların harekete geçtiğini öğrenince komutanlarına danışarak ikmal imkanları sebebiyle Sivas’da yerleşip buradan savunma yapmaları gerektiği görüşünü aldı. Ordu komutanlarının tavsiyelerine değil devlet erkanında görevli siyasilerin tavsiyelerine itibar eden Gıyaseddin Keyhüsrev, ordusunu Sivas’ın 80 km kadar doğusuna ilerleterek Kösedağ mevkiinde sulak ve otlak bir alana yerleşti. Bu alan askeri teknikler açısından oldukça tehlikeli bir coğrafyaydı. Moğol taarruzlarına karşı savunma hatları nizami değildi ve düzen bozabilecek taarruzlara karşı yeteri kadar güvenli bir bölge niteliği taşımıyordu.

    Keyhüsrev Han, geçitler ve stratejik noktalardaki hazırlıklarını tamamlayıp savunma yapar halde Moğol ordusunu beklemeye başladı. Ancak ordusunun gücüne güvenen ve zafere kesin gözüyle bakan devlet erkanı, kendisine taarruz etmeyi tavsiye ve telkin edince, yeterli savaş tecrübesi bulunmayan Sultan, tedbir ve askeri nizam kurallarını çiğneyerek düşmanı taarruz ederek karşılamaya karar verdi. Moğol ordularının taarruzuna savunarak değil taarruzla karşılık veren Selçuklu ordusu, Moğol ordusunun kadim Türk Savaş Taktiği olan Turan Taktiğini (Kurt Kapanı) kullanarak geri çekilmesiyle Moğol öncü güçlerinin peşinden gitmeye başladılar. Bu stratejik bir hamleydi ve Kösedağ Savaşı’nın sonucunu etkileyecek ilk hata olmuştu.

    Daha önce hiç savaş yönetmemiş olan II. Gıyaseddin Keyhüsrev, öncü kuvvetlerin bozguna uğratılmasını mağlubiyet zannederek otağını ve hazinelerini bile yanına almadan geri çekildi. Oysa ordu yenilmemişti ve halen savaşa devam etmekteydi. Gıyaseddin Keyhüsrev’in kaçışından ordusu henüz haberdar olmamıştı. Selçuklu ordusu hava kararana kadar Moğol ordusu ile çarpışmaya devam etti. Hava kararınca geri dönen Selçuklu ordusu, Sultan’ın kaçtığını ancak günün sonunda öğrenebildi. Bunun üzerine askerlerde otağlarını bırakarak ani şekilde cepheyi terk edip geri döndüler. Gün aydınlandığında Selçuklu askerlerinin ortada olmadığını ve çadırlarını terk ettiğini gören Moğollar, önce bu durumun bir hile olduğunu sanıp iki gün boyunca taarruz etmediler. Nihayetinde sonuç almak isteyen Moğollar, çadırların bulunduğu alana kadar ilerlediğinde Selçuklu ordusunun tamamen geri çekildiğini şaşkınlıkla gördüler. Selçuklular için utanç verici, Moğollar içinse kolay kazanılan bu savaş sonrasında Erzincan, Sivas ve Kayseri’ye kadar ilerlediler (3 Temmuz 1243).

     Utanç verici bir mağlubiyete dönüşen Kösedağ Savaşından sonra Anadolu içlerine kadar ilerleyen Moğollar, istila ettikleri şehirleri yağmalayıp halk üzerinde büyük zulümler uyguladılar. Tam anlamıyla bir basiretsizlik sergileyen Gıyaseddin Keyhüsrev’in veziri Mühezzibüddin Ali, Moğol Başkumandanı Baycu Noyan’la görüşerek daha fazla ilerlememesi için tavsiyeler, hediyeler ve siyasi eylemlerde bulunarak Moğolların daha fazla ilerlemesine engel oldu. Kösedağ Savaşı neticesinde nihayetinde sulh yapılmış ancak Anadolu Selçuklu Devleti, Moğollara ağır vergiler ödemeye mahkum olmuştu.

  • Anadolu Selçuklu Devletinin Çöküşü

    Tahta geçen II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in (1237-1246), Moğollara Kösedağ savaşında (Temmuz 1243) yenilmesiyle birlikte devlet yıkılma dönemine girdi. Kösedağ bozgunundan, Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılışına kadar olan devrede (1243-1308), Selçukluları büsbütün sindirmek için, Moğol faaliyet ve zulmü devam etti. 1259’da Kızılırmak ve hudut olmak üzere devletin ikiye ayrılması, 1262’de Karamanlıların isyan ederek Konya üzerine yürümeleri, 1276’da Moğollara karşı Hatıroğlu İsyanı, 1277’deki Mısır Memlük Sultanı Baybars’ın Hatıroğlu’nu desteklemek için Anadolu’ya girip Kayseri’ye kadar gelmesi Karamanoğlu Mehmet Bey’in 1277’de Konya’ya yeni bir sultan tahta çıkartma girişimiyle Cimri hadisesi gibi çeşitli siyasi, ekonomik ve sosyal çalkantılar meydana gelmesi devleti iyice çöküş sürecine soktu. Anadolu Selçuklu Devletinin çöküşü başlayınca, Moğol zorbalığının önüne geçmek için Türk beylerinin ve Anadolu halkının yer yer mücadelesi görüldü. Çökmekte olan devletin yıkıntıları üzerinde çeşitli Oğuz boyları, Türkmen ve kumandanları, beylikler yer kurmaya başladı. Bu beyliklerden, Bizans sınırında kurulan Osmanlı Beyliğinin, Batı Hıristiyan alemine açık olan stratejik konumu, bu beyliğin o yönde sürekli genişlemesine imkan verdi. Ayrıca bu konumsal avantaj Osmanlı Beyliğinin dar ve sıkışık beyliklerin reislerine yerine göre dostça, bazen de baskı yaparak, bütün Anadolu’yu kendi idaresinde toplamasını, 20. Yüzyılın başlarına kadar üç kıtaya hakim olmasını sağladı. Anadolu da Moğol kökenli bir devlet olan İlhanlıların istilalarıyla birlikte devlet iyice güç kaybetti. Son temsilci hükümdar olan II. Mesut Han’ın ölümünden sonra veliahtı kalmayan devlet Anadolu Selçuklu Devleti 1308 yılında resmen yıkıldı. Anadolu Selçuklu toprakları üzerinde Moğollar, haçlı istilası hareketi sonucunda korkunç katliam, yıkım ve dehşet olaylarıyla bölgeyi işgal etiller. Moğol istilasıyla, Anadolu Selçuklu Devleti, 14. yüzyılın başında yıkıldı. Anadolu, Moğol kontrolüne girdiyse de 14. yüzyıldan sonra bölgede Osmanlı hakimiyeti başladı ve Haçlıların ve Moğolların açtığı yaralar kapanmaya başladı.

  • Anadolu Selçuklu Devletinde Devlet Yapısı, Kültür ve Medeniyet

    Anadolu Selçuklularında devlet toprakları hanedanın ortak mülküydü. Sultan ülke topraklarını oğulları arasında paylaştırıyordu ve şehzadeler yönetimleri altındaki bölgelerde yarı bağımsız hareket ediyorlardı. Bu, Anadolu Selçuklu Devleti’ndeki taht kavgalarının ve şehzadelerin ayaklanmalarının önemli nedenlerinden biriydi. I. Gıyaseddin Keyhüsrev bu geleneğe son vermişti ve merkezi yapıyı güçlendirmişti. Sultan unvanıyla anılan Anadolu Selçuklu hükümdarları devletin ve ordunun başıydı. Merkezi devlet işleri Divan-ı Ali (Büyük Divan) adı verilen bir kurulda görüşülür ve karara bağlanırdı. Bu kurula vezirler başkanlık ederdi. Vezirden sonraki en yüksek devlet görevi, Niyabet-i saltanatlık makamıydı. Bu makama atanan saltanat naibi, yokluğunda sultana vekalet ederdi. Öbür yüksek devlet görevlilerinden müstevfi, maliye işlerini yürütürdü. Pervane, divanın yaptığı atamalara ve dirliklerin (İktaların) dağıtım işlerine bakardı. Yazışmaları tuğracı yürütür, hukuk işlerine Emir-i dad bakar askerlik işleriyle beylerbeyi ilgilenirdi. Askeri davalara ise Kadı-i leşker bakardı.

    Vilayetlerin yönetiminden sorumlu kişiye subaşı denirdi. Bir tür vali sayılan subaşı, kentin düzenini sağlar ve bölgedeki askerlere komutanlık ederlerdi. Ayrıca melik denen şehzadelerin yönettiği vilayetler bulunuyordu. Melikler doğrudan sultana bağlıydılar ve vilayet merkezinde Büyük Divan’a benzer bir divan kurarlardı. Anadolu Selçukluları, Bizans sınırlarına bir tür sabit öncü kuvvet olarak Türkmen boylarını yerleştirmişlerdi. Bu boyların beyleri sınır bölgelerinde, uçbeyliği denen yarı bağımsız beylikler kurmuşlardı. Anadolu Selçuklularında devletin malı olan topraklar üçe ayrılırdı. Bunlara; dirlik, vakıf ve mülk denilirdi. Sultan dirlikleri, kendisi için asker besleyip yetiştirmeleri için Türkmen beylerine ve komutanlara verilirdi. Mülk adı verilen topraklar ise, üstün hizmetlerde bulunanlara aynı şekilde Sultan tarafından verilirdi. Vakıf arazileri ise, han, hamam, medrese gibi kurumların giderlerinin karşılanması için ayrılmış topraklardı. Selçuklu ordusunun asıl gücü, beylerinin komutasında savaşa katılan Türkmenlere dayanıyordu. Dirlik sahiplerinin kendilerine verilen topraklarda besledikleri Tımarlı Sipahiler subaşıların buyruğunda savaşa katılırdı. Yapısı çeşitli olan Kapıkulu askerleri ise, devlet tarafından çocuk yaşta alınıp eğitilen Müslüman Türkler, diğer Müslüman ve Hıristiyanlardan oluşuyordu.

    Anadolu Selçuklular döneminde Anadolu’nun hemen hemen her yerinde imarethaneler kurulmuştu. Buralarda yoksul halka, öğrencilere ve yoksullara parasız yemek verilirdi. Başlıca eğitim kurumları medreselerdi. Başta Konya, Sivas, Tokat ve Amasya olmak üzere birçok kentte medreseler kurulmuştu. Darüşşifa denen hastaneler daha çok Divriği, Sivas, Tokat, Amasra, Kayseri, Konya ve Kastamonu gibi kent merkezlerinde yoğunlaşmışlardı. Kent ve kasabaları birbirine bağlayan yollar üzerinde han ve kervansaray denen konaklama yerleri vardı. Ulaşım ve ticaretin gelişmesine bağlı olarak bu tür konaklama yerlerinin sayısı gittikçe arttı. Bu kurumların giderleri vakıflarca karşılanırdı. Anadolu Selçukluları ticarete ve yol güvenliğine büyük önem verirlerdi. Kervan yolarlının güvenliğinin sağlanmasına bağlı olarak Anadolu da ticaret çok gelişmişti. Karadeniz ve Akdeniz’deki limanlar önemli birer dış ticaret merkezi durumuna gelmişti. Ticareti güvence altına alan devlet, karada haydutların, denizde korsanların saldırısına uğrayarak malları yağmalanan tüccarların zararlarını karşılıyordu. Gerek yolculukları sırasında, gerekse kervansaray ve hanlarda konakladıklarında tüccar ve yolcuların güvenliği ve ihtiyaçları karşılanıyordu. Anadolu Selçuklularında özellikle dokumacılık çok gelişmişti. Ayrıca Anadolu’nun çeşitli yerlerinde çıkarılan demir, bakır, gümüş gibi madenler işletiliyordu. Selçuklu devletinde edebiyat ve düşünce alanında da büyük gelişmeler oldu. Necmeddin İshak, Muhiddin Arabi, Sadreddin Konevi, Celaleddin Rumi gibi bilgin ve yazarlar yetişti.

    Eşrefoğlu Camisi, Konya

    Anadolu Selçukluları ülkenin pek çok yerinde cami, han, kervansaray, imarethane, köprü, çeşme ve medreseler yaptırdılar. Beyşehir’deki Eşrefoğlu Camisi (1296), Anadolu Selçuklu mimarisinin özellikleri taşıyan en önemli örneklerden biridir. Ağaç direkler üzerine kurulan içi çini, mozaik ve ağaç oyma işleriyle süslenen bu tip camilerin başka örneklerinde vardır. Anadolu Selçuklu Sultanları adına yaptırılan kervansaraylar “Sultan Han” ya da “Han” olarak adlandırılırdı. Hanlar çok büyük boyutlu yapılardı, bu yapılar devrin hükümdarının ihtişamını yansıtıyorlardı. Anadolu Selçuklu mimarisinin günümüze kalan en önemli örnekleri arasında, Konya’da Alaeddin Camii, Karatay Medresesi, İnce Minareli Medrese, Beyşehir’de Kubadabad Sarayı, Niğde’de Alaeddin Camii, Ankara’da Aslanhane Camisi, Kayseri’de Huand Hatun Camii ve Külliyesi, Afyonkarahisar’da Ulucami, Erzurum’da Çifte Minareli Medrese, Sivas’da Gök Medrese, Buruciye Medresesi ve Çifte Minareli Medrese, Kırşehir’deki Melik Gazi Kümbeti, Ahlat’da Ulu Kümbet ve Çifte Kümbetler ile Nevşehir’de (Tuzluköy camii, Kızılkaya camii) diğer yapılar (Nevşehir Kalesi vb.), Çankırı’da Taşmescid gösterilebilir.

İlginizi çekebilecek diğer olaylar

Biyografiler

  • Nasrettin Hoca CV
    BİYOGRAFİ
  • Osho CV
    BİYOGRAFİ
  • II. Abdülhamid CV
    BİYOGRAFİ
  • Adile Naşit CV
    BİYOGRAFİ
  • Alan Turing CV
    BİYOGRAFİ
  • Cemal Süreya CV
    BİYOGRAFİ
  • Mimar Sinan CV
    BİYOGRAFİ
  • Elvis Presley CV
    BİYOGRAFİ
  • Al Capone CV
    BİYOGRAFİ
  • İbni Sina CV
    BİYOGRAFİ
  • Jean-Jacques Rousseau CV
    BİYOGRAFİ
  • Friedrich Nietzsche CV
    BİYOGRAFİ
  • Fatih Sultan Mehmet CV
    BİYOGRAFİ
  • Cengiz Han CV
    BİYOGRAFİ
  • Adolf Hitler CV
    BİYOGRAFİ

Tarihiolaylar.com internet sitesinde bulunan bütün içerikler Tarihi Olaylar editörleri tarafından hazırlanmaktadır. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

Copyright 2018 - Tüm Hakları Saklıdır.

mersin escortlar antalya escortlar