• Abdülhamid Han üzerine o kadar çok yazı yazıldı burada ama François Georgeon tarafından yazılan ve Halil Berktay tarafından yazılan bu kitap o dönemleri gözler önüne seren objektif bir kitap okumanızı tavsiye ederim kitap yaklaşık 500 sayfa olduğu için buraya sadece sonuç kısmını ekliyorum..

    Abdülhamid kadar olumsuz koşullarda tahta çıkmış bir hükümdar az
    bulunur. 1876'da sultan olduğunda, Osmanlı İmparatorluğu her yerinden
    su alan bir gemi gibidir. Savaş içinde olduğu Balkanlar'da yeni ayaklanmalann
    da tehdidi altındadır, mali açıdan tam biriflas söz konusudur,
    Avrupa kamuoyu amansızca saldırmaktadır, Büyük Güçler de Osmanlı'ya
    düşmandır. İki selefinin birbiri peşisıra hal edilmesiyle iktidara ulaşan
    Abdülhamid'in meşruiyeti kuşkuyla karşılandığı gibi, korkunç bir
    tecrübe eksikliği de söz konusudur. Tahta çıktıktan dokuz ay sonra patlak
    veren Rus harbi tüm zamanını alır, daha önce eşine rastlanmamış bir
    felaketle sonuçlanır, yeni sultan bozguna ve barışın çok ağır bedeline göğüs
    germek zorunda kalır. Ancak bu sınavlan verdikten sonra, Osmanlı
    İmparatorluğu'nu yeniden inşa edip ayağa kaldırmak işine girişebilir.

    İçeride iktidarını kuran Abdülhamid o zaman gerçek çapını gösterebilmiş
    ve ortaya, imtiyazlan konusunda son derece kıskanç, ülkesinin
    korunmasına ve kalkınmasına tutkuyla bağlı, tam bir devlet adamı çıkmıştır.
    İmparatorluğa yakıştırılan "hasta adam" nitelemesini asla kabul
    etmeyen Abdülhamid, Osmanlı devletini ne pahasına olursa olsun güçlendirmeye
    ve gerçek yerine tekrar kavuşturmaya kararlıydı. Onun çabalan,
    imparatorluğu modern ve büyük bir Müslüman gücü haline getirmeye
    yönelikti.
    Bu amaca ulaşabilmek için, Tanzimat devri ıslahatçılarının 1 839'dan
    beri açtıkları yolda yürümesi söz konusu değildi, çünkü Abdülhamid'e
    göre onların çabalan tam bir başansızlıkla sonuçlanmış, yapılanlar ülkeyi
    siyasi kaosa, mali iflasa ve askerifelakete sürüklemiş ri. Bu nedenle imparatorluğun
    yeniden inşası yeni temeller üzerinde gerçekleştirilmeliydi.
    Peki ama, neydi bu temeller?
    İçeride iktidarını kuran Abdülhamid o zaman gerçek çapını gösterebilmiş
    ve ortaya, imtiyazlan konusunda son derece kıskanç, ülkesinin
    korunmasına ve kalkınmasına tutkuyla bağlı, tam bir devlet adamı çıkmıştır.
    İmparatorluğa yakıştırılan "hasta adam" nitelemesini asla kabul
    etmeyen Abdülhamid, Osmanlı devletini ne pahasına olursa olsun güçlendirmeye
    ve gerçek yerine tekrar kavuşturmaya kararlıydı. Onun çabalan,
    imparatorluğu modern ve büyük bir Müslüman gücü haline getirmeye
    yönelikti.
    Bu amaca ulaşabilmek için, Tanzimat devri ıslahatçılarının 1 839'dan
    beri açtıkları yolda yürümesi söz konusu değildi, çünkü Abdülhamid'e
    göre onların çabalan tam bir başansızlıkla sonuçlanmış, yapılanlar ülkeyi
    siyasi kaosa, mali iflasa ve askerifelakete sürüklemiş ri. Bu nedenle imparatorluğun
    yeniden inşası yeni temeller üzerinde gerçekleştirilmeliydi.
    Peki ama, neydi bu temeller?

    İçeride iktidarını kuran Abdülhamid o zaman gerçek çapını gösterebilmiş
    ve ortaya, imtiyazlan konusunda son derece kıskanç, ülkesinin
    korunmasına ve kalkınmasına tutkuyla bağlı, tam bir devlet adamı çıkmıştır.
    İmparatorluğa yakıştırılan "hasta adam" nitelemesini asla kabul
    etmeyen Abdülhamid, Osmanlı devletini ne pahasına olursa olsun güçlendirmeye
    ve gerçek yerine tekrar kavuşturmaya kararlıydı. Onun çabalan,
    imparatorluğu modern ve büyük bir Müslüman gücü haline getirmeye
    yönelikti.
    Bu amaca ulaşabilmek için, Tanzimat devri ıslahatçılarının 1 839'dan
    beri açtıkları yolda yürümesi söz konusu değildi, çünkü Abdülhamid'e
    göre onların çabalan tam bir başansızlıkla sonuçlanmış, yapılanlar ülkeyi
    siyasi kaosa, mali iflasa ve askerifelakete sürüklemiş ri. Bu nedenle imparatorluğun
    yeniden inşası yeni temeller üzerinde gerçekleştirilmeliydi.
    Peki ama, neydi bu temeller?

    Abdülhamid, Tanzimat'ın sarstığı sultanlık kurumunu yeniden "kadir-
    i mutlak" kılarak işe başladı. Merkezi Yıldız Sarayı olan bir mutlakıyet
    sistemini yerleştirdi. Müslüman tebaasının gözünde meşruiyetini
    güçlendirmek için, hilafet kurumuna dayandı ve ona yüzyıllardır kaybettiği
    parlaklığını yeniden kazandırdı. Hilafeti sadece padişahlığı yeniden
    kutsallaştırmanın bir aracı olarak kullanınakla kalmadı, imparatorluktaki
    Müslümanları birbirine yapıştıracak bir harç haline getirdi. İdeolojik
    çerçevenin, vurgu yu dini boyuta yapmak üzere bu yeniden kurgulanışına
    koşut olarak Abdülhamid coğrafi merkez konusunda da yeni
    bir ayarlamaya gitti. "İdaresi çok güç olan" ve "milli gücümüzü yiyip bitiren"
    1 Balkanlar' daki Osmanlı egemenliğinin ne denli zayıf olduğunu
    saptadığı için, bundan böyle Memalik-i Mahruse içinde önceliği Anadolu'ya
    ve Arap Yakındoğusu'na tanıyarak yeni bir toprak dengesi kurmaya
    çalıştı.
    İktidarını yeni bir sosyal zemine oturtmaya da gayret etti; Tanzimat
    ıslahatçıları gibi istanbul'un batılllaşmış seçkinlerine değil, taşra ayan ve
    eşrafına dayandı. Vilayetlerde, ilkesel olarak katı, ama yerel uygulanışlarında
    büyük bir esneklik gösteren merkeziyetçi bir siyaset izledi. 1875-
    1878 krizinin talihsiz deneylerinden ders çıkararak, imparatorluğu yeni
    diplomatik yönelişlere soktu ve Tanzimat devrinin müttefikleri olan
    Fransa veya İngiltere'den çok Almanya'yı ortak olarak öne çıkardı; İkinci
    Reich'la, Abdülhamid'in önayak olduğu bu yakınlaşma sadece imparatorluğun
    diplomatik ilişkilerini zenginleştirmekle kalmadı, askeri aygıtı
    yenilerneyi ve Fransızların ya da İngilizlerin yaptığı "sömürge tarzı"
    demiryollarına hiç benzemeyen, Osmanlı devletinin savunması, kalkınması
    ve birliği açısından yararlı demiryolları inşa edilmesini sağladı.
    Sonuçta "Hamid sistemi" buydu. Tamamen "akılcı" amaçlara ve imkanlara
    uygundu -bu amaçlar ve imkanlar Avrupalıların pek hoşuna gitmese
    de. 1893 'te, "sultanın gerek inançları gerekse politikası açısından
    bir fanatik, dolayısıyla akıl yoluyla erişilmesi olanaksız birisi" olduğunu
    yazan Fransa'nın İstanbul sefiri Paul Cam b on baştan sona yanılıyordu.2
    Abdülhamid'in Osmanlı İmparatorluğu'nu yeniden ayağa kaldırmak için
    iç tutarlılığı olan, sağlam bir biçimde yapılandınlmış, gerçek anlamda bir
    projesi vardı.
    İmparatorluğu ayağa kaldırmaya yönelik bu programın mimarı olan
    Abdülhamid, ustabaşılığı da büyük ölçüde üstlenmiş, gücünün ve enerjisinin
    büyük bir bölümünü bu işe hasredip, amansız bir çalışma temposu
    sürdürmüştü -belki saltanatının biraz daha dağınık geçen son yılları
    bunun dışında tutula bilir.
    Bu proje sonuç verdi mi? Kesin olan bir şey varsa, Sultan Abdülhamid
    Devlet-i Osmani'yi kalıcı bir biçimde ayağa kaldırmayı başaramamış, o
    hal edildikten sadece birkaç yıl sonra imparatorluk da çökmüştür. Ama
    en azından Abdülhamid kendi devrinde imparatorluğu korumayı becermiştir.
    Yakında sona ereceği ileri sürülen bu "hasta" imparatorluk 1 909'da
    o iktidardan aynldığında, toprak kayıplarını engelleyemesc de, varlığını
    bal gibi korumuştu. 1878 felaketini, imparatorluğun parçalanmasına yönelik
    çok sayıdaki senaryoyu, Avrupa genişlemesinin ve Batı emperyalizminin
    doruk noktasını oluşturan bir dönemin dünyasındaki güç dengelerini
    hesaba katarsak, imparatorluğu bu koşullarda hayatta tutmayı
    başarmak bile başlıbaşına tartışılmaz bir başarı dır. Ama imparatorluğun
    korunması işi sadece Abdülhamid'e mal edilebilir mi? O devirde -diplomasi
    alanında tam bir insan sarrafı olan- Bismarck tarafından da övülen
    büyük diplomatik h ünerini kabul etmekle birlikte, Büyük Güçler arasındaki
    çekişmelerin de bu işte payı olduğunu görmek gerekir. Osmanlı
    İmparatorluğu'nu kullamp sörnürmek Fransa'nın, İngiltere'nin, Avusturya-
    Macaristan'ın, Almanya'mn, Rusya'nın ve İtalya'mn, hepsinin işine
    geliyordu. "KJ.rlı imtiyazları" ve "yağlı işleri"yle3 bu büyük devletlere
    hatırı sayılır ekonomik, ticari ve hukuki imtiyazlar sağlayan kapitülasyonlar
    sistemi -sultanın ifadesiyle "haklarımı:;;;ı çiğneyen" kapitülasyonlar-,
    hiç kuşku yok ki imparatorluğu parça lanmaktan ve sömürgeleştirilrnekten
    korumuştur. İtalyan Meclisi'nin başkanı olan Giolitti, İtalya'nın
    Libya'yı işgal etmeye hiç ihtiyacı olmadığını, çünkü oradan zaten büyük
    gelirler temin ettiğini söylüyordu.4 Saltanatın bilançosu, özellikle devletin
    ve toplumun modernleştirilmesi politikasında pozitif çıkmaktadır.
    Kronik mali sıkıntılara karşın -askeri harcamalar bütçe içinde muazzam
    bir yer tutuyor, toplam miktann en az % SO' sini yutuyordu- Abdülharnid
    bu modernleştirme işine büyük bir enerjiyle bağlanmıştı. Tarihçiterin
    yıllardır incelerlikleri Yıldız arşivleri derinlemesine tarandığında, sul-
    tanın çeşitli kurumlarda, adalette, orduda, maarifte ıstahat yapabilmek
    için ne denli büyük çabalar harcadığı ortaya çıkar. İmparatorluğun Tanzimat'la
    başlayan modernleşmesi 1 876'da kesintiye uğramamış, tam tersine
    onun saltanatında kimi za.man ivme kazanarak sürmüş tü. Bu açıdan
    Abdülhamid, Tanzimat çizgisinde yer alan ıslahatçı ve modernleştirici
    bir padişah olarak kabul edilebilir pekala. s En büyük başansı da, çok sık
    aydınlık düşmanlığı ve yobazlıkla suçlanan birisinden hiç beklenıneyecek
    biralandaydı: Maarif Abclülhamid, imparatorluktaki okulların gelişmesi
    yönünde en büyük çabayı harcamış sultanlardan biriydi. Kuşkusuz
    bu okullar müfredatlan ve disiplinleriyle, iktidarın kaygılarını ve ideolojisini
    yansıtıyorlardı. Ama yine de bir Müslüman orta sınıfın yetişmesinde,
    sosyal ve kültürel modernleşmede çok önemli rol oynadılar. Daha çok
    toplumun ve kültürün incelenmesine yönelen başka araştırmalar, Abdülhamid
    devrinin -belki son yıllan hariç- bir cehalet ve karanlık dönemi
    olmadığını, tam tersine özellikle de Doğu Akdeniz'in liman kentlerinde
    bir "B elle Epoque" görünümüne bütündüğünü göstermektedirler.

    Eğer Abdülhamid imparatorluğu kalıcı bir biçimde ayağa dikmeyi başaramamış
    ve imparatorluk onun ardından hızla çökmüşse, eserinden
    geriye ne kalmıştı? Yaptıklannın arkası gelmiş miydi?
    Padişahlıkla birlikte canlandırdığı hilafet kurumu ondan sonra birkaç
    yıl daha sürdü, sonra Türkiye Cumhuriyeti çerçevesinde yürüttüğü milliyetçi
    ve laik siyasette bu kuruma ihtiyaç duymayan Mustafa Kemal Atatürk
    tarafından 1924'te kaldırıldı. Abdülhamid'in va.risleri de halife unvanını
    taşıdılar -hatta II. Abdülmecid (1922-1 924), 1 922'de Osmanlı
    saltanatı yürürlükten kal dm ldıktan sonra sadece "halife" olarak kalmıştı.
    Ama Jön Türklerin baskısıyla V. Mehmed Reşad'ın Birinci Dünya Savaşı'nın
    başında, sömürgeleril). Müslümanlarını ayaklandırmakgibi beyhude
    bir umudun peşinde, cihad ilan etmesi dışında, son sultanların bir
    "hilafet siyaseti" izledikleri, yani bu kurumu içeride ve dışarıda, Abdülhamid'in
    yaptığı tarzda, siyasi bir araç olarak kullandıkları söylenemez.
    Bu anlamda "son sultan"ın aynı zamanda modern dönemin ilk ve son
    halifesi olduğu da ileri sürülebilir. Bugün İslam Alemi halifesiz, birleşik
    bir ruhani önderlikten yoksun olarak yaşamaktadır. Özellikle İslamcılar
    arasında hissedilen hilafet nostaljisi, hem Hulefa-i Raşidin devrinden
    1 3. yüzyıla gelinceye dek bu kurumun koruduğu büyüklüğünden hem
    de Abdülhamid'in otuz üç yıllık saltanatı boyunca biriktirdiği simgesel
    sermayeden beslenir.
    Abdülhamid'in politikası temel bir çelişkiyle karşılaşmıştı: Eğer imparatorluğun
    istikbali İslam sancağı altında Anadolu ve Yakındoğu'ya
    kaymışsa, bu ülkenin gayrimüslirn nüfusu ne olacaktı? Eğer İslam toplumun
    harcı olacaksa, Osmanlı çoğulculuğunane olacaktı? Abdülhamid
    uygula
  • Sonuç kısmının tamamı bu değil ama neden kopyalanmadı buradan Geri Kalan kısmını da bu siteden indirebilirsiniz..

    http://indr.in/ekitaplar/743-francois-georgeon-sultan-abdulhamid-pdf-e-kitap-indir.html
  • @sotarih insan kitabı alıp koklamak istiyor okuduktan sonra da kütüphanesine koymak istiyor. Bu e kitap olayına bir türlü alışamadım ben
  • @insearchofsunrise katılıyorum ama bilgiye kolayca ulaşmak için pdf verdim ki beğenen kitabı da alır ki bu kitap kütüphanenin başköşesinden olması gereken bir kitap..
  • http://www.pdfekitapoku.com/kategori/tarih-kitaplari/ ilgili siteden detaylı kitapları bulabilirsiniz.
  • bildiğim kadarıyla osmanlı padişahları zamanında han diye anılmazdı, ''ulu hakan'' ''han'' gibi ünvanlar yerine sadece ''sultan'' kullanılsa daha iyi olur bana göre.
  • Panislamizmin en kuvvetli savunucularındandır.
  • Ülkemizde Prof. Dr. Vahdettin Engin, II. Abdülhamit döneminde uzmandır.
  • Sultan Abdülhamid han gerek padişahlığı gerek tahttan indirildikten sonra en çok eleştirilen ve tarihin en asılsız iftiralarına maruz kalmış bir vatan sevdalısıdır . Vefatının üzerinden geçen onca seneye rağmen hala dahi karalama ve itibarsızlaştırma projelerine ne yazık ki maruz kalıyor . Kimine göre ''Kızıl sultan'' kimine göre ''Ulu hakan'' ...
    Belirli bir siyasi görüş mensupları tarafından asla kabul görmeyen ve her zaman günah keçisi ilan edilen zat . Ama unutuluyor ki bir tarihi incelerken dönemin şartlarından ve halet-i ruhiyesinden bağımsız olarak yorum yapamayız . Kendi dönemi için askeri , mali , iktisadi bunalımda olan devletini toparlamış ve şartlarını iyileştirmiş , usta olduğu siyaset sayesinde osmanlının yıkılışını 33 sene kadar erteleyebilmiştir . Denge politikası kavramının vücut bulmuş hali desem abartmış sayılmam herhalde . İttihat ve terakki tarafından darbe sonucu tahttan inmek zorunda bırakılmış bir padişahtır . Ayrıca tebaası tarafından 7 veli kudretinde diye betimlenmiş Osmanlı padişahıdır . İstihbarata çok önem veren , zekası sayesinde bir çok dış mihrakların oyununu bozan , yeri geldiğinde diğer ülke krallarını prenslerini kendine hayran bırakan Abdülhamid han ne yazık ki yıllardır okullarda verilen tarih derslerinde kızıl sultan olarak lanse edilmektedir . Ahir zamanda müslüman kanı döktü demesinler diye kimsenin canına kast etmeyen kendisine bizzat suikast teşebbüsünde bulunanları dahi af edip cezalandırmayacak kadar da merhametlidir aynı zamanda . İslam aleminin son lideri , bana kalırsa da son yüzyıllar da dünyaya en gelmiş en dahi ve maharetli siyaset ehli bir zattır . Abdülhamid handan bahsetmeden önce kendisinin kahraman bir padişah fedakar bir sultan merhametli bir zat olduğunu ve Ömrünün tamamını devletinin bekası için harcadığını göz önünde bulundurmayı ihmal etmemek lazımdır . Bu uğurda ev hapsi yaşamış çoluğundan çocuğundan ayrı düşürülmüş itibarı zedelenmiş lakin şahsına yapılan hiç bir kötülükten incinmemiştir bunu şu sözleriyle ifade etmektedir Ya rabbi !beni ben olduğum için öldürseler çocuklarımı katletseler her zerremi lime lime doğrasalar onlara yinede hakkımı helal ederdim ama beni sevgili peygamberim hazreti MUHAMMED' in(SAV) izinde olduğum için bana bu zulmü reva görenlere hakkımı helal etmiyorum . Rabbim mekanını cennet eylesin .

Bu konuda 1 sayfada toplam 9 adet üst yorum vardır.

  1. Yeni Konu Ekleme

    Bu alana yazacağınız yazı sizin konu başlığınız olacaktır. Eğer konunuz var ise listelenecek, eğer konunuz yok ise yeni konu ekleme sayfasına yönlendirileceksiniz. Konu başlığınızı yazdıktan sonra ileri butonuna yada enter butonuna basınız.

  2. Arama Butonu

    Arama butonuna basarak sayfaya yönlendirileceksiniz.